Haziran, 2008 için Arşiv|Aylık arşiv sayfası
Ay çok şekeeer!
Bir izle ne dediğimi anlayacaksın.
Hanna & Barbera
Eminim ki(neden bilmem) başlıktaki iki kelime bir yerlerden tanıdık geldi, gelmedi diyen yalan diyor! Israrla gelmedi diyene şöyle ifade edeyim, William Hanna ve Joseph R. Barbera, yani gelmiş, geçmiş, gelecek en iyi çizgi film klasiklerinin yaratıcısı ikili. Bu kadar bilindik bir konu hakkında neden yazdığımı da bilmemekle birlikte, ekstradan bilgi paylaşımı olur, çocukluk anılarını depreştirmek olur, ustalara saygı kuşağı olur bir şekil yapayım dedim. Metro Goldwyn-Mayer (MGM) stüdyolarında çalışırken birbirleriyle tanışan ikili 1940 yılında Tom ve Jerry ile Oscar’ı kazanmışlar, isabet olmuş. Fakat durum bunla sınırlı kalmayıp 12 kez daha Oscar’a aday gösterilip 7 kez kazanmış olmaları konusuna hiç değinmiyorum, öyle bir oran yok yani, rakipleri olsam hırsla ağlarmışım. Sinemada elde ettikleri başarı 50′li yıllarla birlikte aptal kutusunun ortaya çıkması ile birlikte tv sektörüne kayar. Kayış o kayış taş gibi dizi The Flintstones(Çakmaktaşlar) ile prime-time’da yayınlanan ilk çizgi diziyi yaratırlar. Ardından Jetgiller, Scooby-Doo, Ayı Yogi ile çizgi film tarihine damga vuran ve halen tvlerde gösterilen efsane çizgi filmlerle devam ettiler. Ama kuşkusuz(tanrım ne kadar da kendimden eminim!) herkesin en çok sevdiği, benim de dur durak bilmeden, yıllarca, ard arda, tekrar tekrar izlediğim Tom & Jerry favoridir, endir, zirvedir. Tom bir kere olsun başarıyla sonuca gidememiş olsa da ben bu çizgi diziyi her allahın günü hangi kanalda saat kaçta olursa olsun izlemişimdir. Tom’a olan inancımı birgün bile kaybetmedim, o benim için adeta azmin, çok calışmanın sembolü, bir emekçi olmuştur. Aynı zamanda Jerry’e kaçması için parmaklarımla rota çizerken Tom’a daha hızlı nasıl koşabileceğinin yollarını arardım, ikisini birbirinden ayırmaz, aynı ölçüde bağrıma basardım. Bugün biri sokakta kolumdan tutup Tom ve Jerry izletse ben o insanın elini sıkar, içten gelerek teşekkür ederim arkadaş. Aynı şekilde bugün The Flintstones’u neden hiçbir kanal vermiyor anlamıyorum, veriyor da benim mi haberim yok diyecem lakin ne zaman sabah kalkıp kanalları açsam ya bir yarı magazin & yarı haber programı, ya da “Oh Hulyo demek burdasın, çiftlikte herkes nerelerde böyle!” gibi repliklerin akıp gittiği baş yapıt penbiş diziler görüyorum. Bu çocukların günahı ne, bir yandan pokemonlar, iki yandan izdivaç programları, öbür yandan çükübik teletabiler, akıllara zarar Selena’lar. Rahat bırakın lan sütten çıkmış ak beyinleri, hergün kaç yetimin beyin hücresi yitip gidiyor, “kaynım bana atladııı” cümleleri arasında, açın bu gençlerin önünü, valla Uzan abimi ararım bak!
Bunlar hayat kurtarır

Efendim faideli bir takım internet adreslerini vererek sizlere günün anlam ve önemini ifade etmek istiyorum. Günün bir anlam ve önemi yok efendim, fekat ben bugünü anlamlı kılmak istiyorum, arzularımı dizginleyemiyorum, koşar adım ilerliyorum. Yazıda vereceğim sitelerin genel özelliği içerik bombardımanına sahip olmaları, ilgilendikleri alanla ilgili engin, bir kova dolusu çeşitliliğe sahipler. Akabinde bir sürü şeyi tek çatı altında toplayarak size daha az mouse hareketi ile daha çok şey sunuluyor, sunuluyor ki aman bir taraflarınız eskimesin, anca hazır yiyin, püü size. Öncelikle nacizane sağ kolumuz, burnumuzun sol deliği, kolumuzun eklem yeri, gözümüzün çapağı haline gelen bilgisayarı kullanan herkes için program indirmek, kurmak, ihtiyaç değil zorunluluk, bilgisayara biraz da hakimseniz bu programlar 3-5 derken gidiyor, daldan dala konuyorsunuz ve son evrede ise “geek” sıfatı ile bilmediğiniz program kalmıyor, sizin ne eksiğiniz var ki, buyrun majorgeeks‘e dünyalar kadar programı indirin, inceleyin, için, sıçın naparsanız yapın işte. Bilen çok insan vardır tahminen ama bunu da yazmadan duramıyorum, gazeteoku, adı üstünde tüm gazeteler bir arada, öte yandan gazetelerin web sitelerinden güncel haberler de direk olarak sitede spot oluyor, manşet oluyor akıyor. Yalnız dikkat etmek gereken husus kendilerinin özellikle spor haberleri başta olmak üzere bolca, ŞOK ŞOK ŞOK tripli haberlere yer vermesi, başlıkların hafif sansasyon, biraz abartılı ilgi çekicilik sitili üzerine kurulması. Yine de tüm gazete ve büyük internet haber sayfalarını bir arada tutması ve şu güzel 2008 Avrupa şampiyonasında tüm maçların gollerini direk olarak koymaları hoş bir durum. Bir diğer ekstra faideli site ise w3schools, site tasarlamak ile ilgilenenler, yeni yeni bu işlere kalkışanlar ya da html biliyorum ama birde xml öğreneyim, aman tanrım ne kadar zekiyim şak diye css de öğreneyim gibi amaçları olanlar için 49 kupona dev kaynak! Sitede dolu tip ve program kodlama listelerini bulabilirsiniz, he ben bir cacık anlıyor muyum, hayır, yoksa zaten kendi sitemi yaparım, havamı da yaparım, bebek’te 3-5 tur atarım. Ve son kıyağım ayakkabılarla ilgili, kendim henüz denemeye üşenmekle birlikte çok hoşuma giden bir site var ki kendisi ayakkabı bağcıkları ile ilgili bir bağlama yöntemi kaynağı. Evet adam oturmuş 34 farklı ayakkabı bağcık modeli çıkarmış, çok acayip işler var, çok şekil şeyler bulup uygulamak işten değil efendim. Tüm modellerin yanında, yapması zor mu kolay mı, çabuk çözülüyor mu gibi özellikler vs. de var. Kaldı ki adam yaptığı bir hesapla, üzerinde 12 bağcık deliği olan bir ayakkabı ile yaklaşık 2 trilyon, evet yanlış duymadınız 2 trilyon bağlama modeli yapılabileceğini söylüyor, yazının sonuna o hesaplama kısmını aktarmayı borç biliyorum. 2 trilyon – 34 model = x , işte hesap edip gerisini siz bulun, gerçekten über amaçsız bir hayatınız varsa sizi mezara kadar götürür o iş. Aha da sitenin adresi, bağcık.
Dipnot: Bahsettiğim 2 trilyon farklı bağcık modelinin matematiksel hesaplanışı, artık ne işinize yarıycak böyle sapık bir bilgi onu ben de bilmiyorum, buyrun yiyin;
“It hardly seems possible that there could be quite that many ways to feed a lace through 12 eyelets! So let’s look at the mathematics:
- Feed through one of 12 eyelets from either inside or outside. That’s 24 possible ways to start.
- Continue through one of 11 remaining eyelets from either inside or outside (x 22 more ways).
- Then 10 remaining eyelets (x 20 more ways). We’ve only gone through three eyelets and we’re already up to 24 x 22 x 20 = 10,560 ways!
- By the time we reach the last eyelet (x 2 more ways), the possible ways have multiplied to 24 x 22 x 20 x 18 x 16 x 14 x 12 x 10 x 8 x 6 x 4 x 2 ways, a staggering total of 1,961,990,553,600.”
Bugün kalktım…

Bugün kalktım, televizyonu açıp 90′lara önem verdim, 90′ları 90′lar yapan parçaları peşi sıra dinledim…Bugün kalktım, patatesi kabuğuyla yemeğe karar verdim, maksat vitamini kabuğundadır…Bugün kalktım, sağıma James Bond’u, soluma Kraliçe Elizabeth’i oturttum, şimdi gidin 5 çayında gelin diyerek kapıya kadar eşlik ettim…Bugün kalktım, kapalı alanlarda kürdan kullanma yasağını onaylayan taslağı hazırladım…Bugün kalktım, bir başkadır akdeniz akşamları diyerek kafa salladım…Bugün kalktım, facebook’umu açtım, bir booka benzetemedim kapattım…Bugün kalktım, Türkiye’de Ciguli ve Bayhan gerçeği adlı kitabımın ilk satırlarını yazdım, metaforları sıkça kullandım…Bugün kalktım, güne zinde başladım, halterimi kaldırdım, ipimi atladım, yılanı deliğinden çıkardım…Bugün kalktım, abaküsümle tüm tek basamaklıları topladım, hiçbirini çıkarmadım, ayrı gayrı koymadım…Bugün kalktım, saçlarımı uzattım, gidip rasta yaptırdım, bitlenip kestirdim, garanti kartımla ödeyip bonus oldum, onu da yanlardan aldırdım bir garip oldum…Bugün kalktım, Fatih Terim’i cepten aradım, pıh pıhh diye nefes verdim, tek kelime etmeden kapadım, maksat nefesimi ensesinde hissetsin…Bugün kalktım 2150 ytl’lik kazı kazan oynadım, ben kazıdım, amca kazandı…Bugün kalktım saçmaladım, üstüne 5 kuruş para almadım, alamadım…
Bu sıcakların bir anlamı olmalı!?

Haziran’ın yüzde 50’sini devirdiğimiz şu gün itibariyle kaçınılmazı yaşamaya başladık sayın seyirciler. Artık sağdan sola dönerken, komik bulduğumuz bir şeye gülmeden önce, kahvaltıdan sonra, yatmadan önce, sabah kalkar kalkmaz iki kere düşünmenin, terlemeye karşı koymaya çalışmanın çaresizliğinin vakti geldi. Ulan bu ne?! Cuma günü bilim için moda sahili tarafına indim, sırf halkın nabzını tutayım, karpuz kabuğunun denize düşüp düşmediğini kontrol edeyim diye, bir baktım o ne! Yaprak kıpırdamıyor, evet bildiğin kıpırdamıyor, dondurma almışım saat desen 22.30, sanırsın dondurmayı ben yalamıyorum arkadaş, dilimi uzatana kadar bukalemun saldırısına uğramış gibi yamçırıverdi en pahalısından 2 top dondurmam. Ama ben inatla bu “deprem sıcakları”na kendimi kaptırmamaya, bu kadar kısa sürede yenilmemeye gayret ediyorum, çünkü bir o kadar eminim ki bunun temmuz’u, ağustos’u var, giydiğimiz donun bile fazla geleceği, eşek osurtan sıcakları şeklinde tabir ettiğim, haberlerden “yaşlılar ve çocuklar dikkat” şeklinde anons edilecek günler var önümüzde. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler… Çirkin kolsuz tshirtlü ve ter kokan toplu taşıma dolu günlere hoşgeldiniz.
Kafa karıştıran 5 şarkı
Bazı şarkılar olur ki insanın kafası karışır, şeşibeş olur, çok sevdim diyemezsiniz, sevdim dersiniz, bayıldım diyemezsiniz, sevmedim diyemezsini
z, kötüleyemez, dönüp kimseye methedemezsiniz. 5 ay çalmasa aklınıza gelmez, çalınca değiştirmezsiniz misal. İşte kiminin çok sevebileceği, kiminin “bu ne lön?” diyebileceği beş şarkıyı listeliycem ya da TRT FM Türkçesi ile; listeleyeceğim. “Bunun nesi var fıstık gibi şarkı” diyene de, “ay kafamı ütüledin” diyene de basarım sopayı, ayrıca neden ay diyorsunuz, kibar mısınız.
aqueduct – hardcore days & softcore nights (The O.C. Soundtrack’te vardı bu)
bonde do role – solta o frango (Nokia reklamlarından birisinde çalardı)
cursive – bloody murderer
dead kennedys – too drunk to fuck
they might be giants – istanbul not constantinople (çok meşhur bu bildiniz siz onu)
Bitmiş.
80′liler olarak…
80 kuşağına ait bir fert olarak geçtiğimiz günlerden birinde kendi kendime yolda yürür iken aklıma şey geldi, ilkokul dönemimde başta daha inek & ‘nerd’ olmak üzere pek çok çocukta var olan efsane saat Casio F91, yanda da fotoğrafı olan işte evet. Sonra tabi beyinde bir elektrik akımı geçti, bir tetikleme yaptı ard arda ilkokul/ortaokul dönemimin tüm süper starları geçti gözümün önünden, özellikle fotoğrafını bulamadığım şu çok bölmesi olan plastikten kalem kutu, of lan ne güzeldi, kapağın
ın altında ayna vardı, sonra yan tarafında 3 tane tuşu vardı bir basardın şıraak diye alttan bir bölüm çıkar, zaten üst kapağı mıknatıslı, yanda kalemtraşı falan, teheey, o zamanlar arabadan bile daha acayip havalı bir şeydi kendisi, okul hayatımın mercedes’iydi o. Bende rastgele aklıma gelen 15 80′ler ikonunu derledim flicker sayfama ekledim, daha dolu bulunur aransa esasında, misal önce fiş sonra alışveriş sloganlı reklam var aklımdan çıkmayan, peynirli tombi var, 3 katlı plastik top var, dikenlere gelince patlamazdı genelde sevinirdik, ama arabanın altına kaçardı yine. Liste uzar gider, sözümü girişte yazdığım yürür iken kelimesinin yaptığı bir çağrışımla noktalıyorum; “bir varmış, bir yokmuş. evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten, annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, bana gösterdiler köşeyi…” amin.
80′lerden 15 ikon sergisi (gece gündüz açık) : 80
Finallerin vazgeçilmez tadı
Mayıs-Haziran aylarının üniversiteler arası hükümdarı finaller bitti bitiyor, gitti gidiyor,giren girdi kalan sağlar bizimdir diyerek
ilerliyoruz yüzbinlerce öğrenci. Feryat figan, “böyle not mu olur lan 500 sayfa!?”, “kopyala-yapıştır ödevlerin ustasıyım”, “ilk vize notları var mıymış yea? ben yok biliyodum!” nidaları arasında bir programın daha sonuna geldik efendim. Yani gelicez evet, gelicez gelmesine de, tüm dünya ulusları terbiyesizliği, umarsamazlığı bir kez daha ele aldı dolu dizgin, medeniyiz, insanız diye geçinen Avrupa halkları gencecik yetimin notlarıyla oynamak, eğitimini yakmak tehlikesine aldırmadan bir araya geldiler… Ne mi yaptılar? Daha ne yapacağınız eşşeoğlusu final haftamın ortasına Euro 2008′i koydunuz çat diye! Hadi buyur otur ders çalış, çalış ki geçesin, lan acıcık futbol sevgisi olan adamlar bile izleyecek Portekiz maçını, halbüsü adamın ertesi gün sınavı var, reva mı bu yaptığınız. Ha ben gidipte cumartesi günü ders çalışan bir insan mıyım, değilim hele akşam olmuş 21.45, teheey. Ama herkes ben mi, telefonlar yağıyor bana, feryat figan, şu duyarlı halimle üzülüyorum ister istemez. Ya, ya…
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin!

Bu sözler kimin için? Bu sözler senin için, bu sözler senin için Rambo! Bilenler bilir, Rambo 1982′de ilk filmi vizyona girdiğinde Rambo olarak bilinmiyordu, ilk filmin adı, First Blood nam-ı diğer İlk Kan idi. Sonra yapımcılar bir tırnak açtı ve 2. filmi Rambo: First Blood II olarak adlandırdı. Ki ilk kan 2 nasıl bir yaman çelişkidir bilemedim, ilk kan mı ikinci mi, bizi mi yiyonuz len? Sonra 88′de 3. film olan Rambo III geldi. Efsanenin görünürdeki son filmiydi, Stalone abimizi ateş saçan gözleri, her daim parlak ve çarpıcı kasları, uzun lülemsi saçları ve sayko kamasıyla son kez görüyorduk. Ve birden (neresi birdense artık 20 sene geçmiş aradan) Rambo IV 2008 yılında yeniden esmeye başladı. Saçlar yine omuza inecek şekilde kıvama gelmiş, kamalar çekilmiş, cephane yüklenilmişti. Pür bir aksiyon paketi karşımızdaydı, fekat ve lakin ben sözlerimi burada başka bir noktaya kaydırmak istiyorum. Yazıma esin kaynağı olan inanılmaz bir dökümana rastladım, bir araştırma tablosu. Tablonun adı “Rambo Death Chart”, John Mueller tarafından hazırlanmış araştırma gözüpek savaşçımızın istatistiki verilerini ortaya koyan, pek leziz, pek komik bir tablo çıkarmış. Kötü adamlar tarafından öldürülen iyi adamlar, dakika başına düşen ortalama adam öldürme sayısı, Rambo’nun üstü cıbılken öldürdüğü insan sayısı gibi. Bu inanılmaz istatistiki verileri sizlerle paylaşırken, yaşlanıp emekli olmak yerine, gidip o kahrolası heriflerin kıçını tekmeleyip, hadlerini bildiren John Rambo’ya selam ederim.
Tablo için tık!
Yorumlar (2)
Yorumlar (1)
Yorum Yapın

