Ağustos, 2008 için Arşiv|Aylık arşiv sayfası
OhooooOlimpiyatlar
Sevgili dünyamızın en çirkin sanayileşmiş, 7/24 duman altı ülkesi Çin’deki Pekin Olimpiyatları başladı malumunuz. Hava düzelecek mi yoksa sporcular gaz maskesiyle 400 metre engelli mi koşacak acaba diye düşünürken Çinli yetkililer sanayi tesislerinin kapılarına kilidi takarak geçici çözüm ürettiler misafirlerine saolsunlar. Her dakikası bir olay şeklinde geçen, oyunları aldıkları günden, meşalenin geçtiği son kente kadar sürekli protestolarla karşılaşan çekik gencoları ayrıca töt korkusu da sarmış durumda. Bu çerçevede olimpiyatların düzenleneceği stadların çevresine füze sistemleri yerleştiren yetkililer, Pekin’de bulunan Olimpiyat Stadı’nın çevresine de Hongpi-7 adlı füze savunma sistemlerinden yerleştirmiş. Ohara dediğinizi duyar gibiyim lakin bu kadar da değil, Pekin hükümeti, füze savunma sistemlerinin yanı sıra 100 bin kişilik anti-terör timi dahil 400 bin kişilik bir güçle Pekin Olimpiyatları’nı koruyormuş efendim, sporcularımız huzur içinde depişsinler. Karınca gibi ürerseniz olacağı bu tabi, 400 bin kişi ne be, bi terleseler sel olur, bir osursalar tufan olur, tsunami olur arkadaş. Tabi adamlar da haklı, heriflere ülkenin en hızlı koşan, kulağına su kaçırmadan en hızlı yüzen, topu en iyi depen adamlarını emanet ediyorsun bak, düşün oyunlar bitince sana şöyle geldiklerini; “Şey..Şimdi biz sizin oyuncuların bir kısmını kaybettik, bazıları da eskisinden biraz daha soluk, gözleri falan hep donuk bakıyor, hiçte konuşmuyorlar ehe he…” şeklinde iade ederlerse adamları olmaz o iş. Zaten bu olimpiyatların bir anı olaysız geçmiyor. Şöyle bir tarihine bakalım hele;
I. Dünya Savaşı sebebiyle 1 kez, 2. Dünya Savaşı sebebiyle ise 2 kez oyunlar iptal edildi. 1968 Mexico City Olimpiyatlarında Atletizmde ABD’li 2 zenci atlet Tommie Smith ve John Carlos, şeref kürsüsünde ABD bayrağı göndere çekilirken, siyah eldivenli yumruklarını havaya kaldırarak ırkçılığı protesto etmiş, takımdan şutlanmışlardı. 1976 Montreal Oyunlarında 20 Afrika ülkesi Yeni Zelanda’yı protesto ederek oyunlardan çekilmişti. 1984 Los Angeles yerleşkesinde Sovyetler Birliği, önceki oyunlarda kendisini boykot eden ABD’ye karşılık verdi ve yeterli güvenlik önlemleri alınmadığı gerekçesiyle oyunlara katılmadı. Doğu blok ülkelerinden sadece Romanya oyunlara katıldı. 1996 Atlanta’da ise Olimpik Park’ta patlayan bomba nedeniyle 1 ABD’li ve 1 de Türk TRT kameramanı yaşamını yitirdi. Ve belki de en fecaat propaganda ise 1936 Berlin’de düzenlenen Olimpiyatlarda olduydu efendim. Almanya’nın lideri olan Adolf Hitler, oyunları sisteminin ve ideolojisinin propagandasını yapmak için kullandı ve gerçekten başarılı olmayı da başardı. Yani sadece günümüzde değil 1900′lü yılların başından beri tüm dünya ülkelerinin esasında spor müsabakaları için toplandığı bu olimpiyat köyleri, uluslararası basının bu kadar geniş çapta bir arada bulunduğu en büyük organizasyonlardan biri olduğundan, bir o kadar da siyasi, askeri yöneticilerin de kendilerini kantılama yeri olmuş. Halbuki o sporcuları bir gazlayıp salacaksın politikacıların, fitnecilerin üstüne, gadanaallah diye 300′deki gibi kaslı kaslı adamlar yardırıverecekler güllelerle, sırıklarla, raketlerle kafalarını kafalarını, bak bir daha bulaşıyorlar mı…Neyse yazımı kapatırken, birkaçta gülünç olay yazayım olimpiyatlarda yaşanmış böylece yazının sonunda herkes PİRİNÇ demiş gibi sırıtsın değil mi efendim, hay hay efendim.
1956 Melbourne-Stockholm Olimpiyatları; Sovyetler Birliği’nin Macaristan’ı işgal etmesi nedeniyle, olimpiyatlar sırasında iki ülkenin sporcuları sutopu maçında, spor mücadelesinden çok birbirleriyle mücadele ettiler. Avustralya yasalarında ülkeye canlı hayvan girişinin yasak olması nedeniyle binicilik yarışları İsveç’in başkenti Stockholm’de yapıldı.
1904 Saint Louis Olimpiyatları; ABD’nin uzaklığı nedeniyle sadece 12 ülke oyunlara katıldı.
1920 Anvers Olimpiyatları; Atletizm 4×4 bayrak yarışında birinci olan ABD’li atlet Morris, madalya töreninin ardından soyunma odasına gitti. Kapı kilitli olduğu için odaya pencereden giren ABD’li atlet, daha sonra hırsız sanılarak mahkemeye götürüldü.
Yaaa, yaa…
Ben bugün bukalemundan daha dönek bir insanım misal
Evet aynen öyleyim bukalemundan daha kamufle, kertenden daha kele bir bireyim. Doğal seleksiyon olsun, çevre koşulları olsun, toptan bakarsak evrim olsun beni bu yöne itti. Biz bunun tıptaki adını : “Çalışan insanın iş yerinde açtığı sayfaları ve msn’i şartlar gerektirdiğinde 1 saniye içerisinde yok edebilmesi” şeklinde de adlandırıyoruz. Fekat bu durum sadece cümlede anlatılandan daha fazlasıdır. Efendim olayın bekgıraunduna baktığınızda iş yerinde ki durumunuz, zamana karşı bir yarışın yanı sıra, yakın masalarda ikamet eden bölüm şefidir, müdürüdür, kaptan pilota yakalanmadan sayfalar arasında hızlıca geçiş yapmayı gerektirir. İş bu ki, bir kişi işe alınmadan önce “ben word, excel bıdı bıdı” biliyorum şeklinde CV’sinde belirttiği özelliklerde aslen şu gizli metin vardır; gerektiğinde en boş anımda bile o karmaşık tabloların arkasına saklanabilirim, ayrıca “alt+tab’ın hastası, kaytarmanın ustasıyım”. Hele ki oturduğunuz masa arkadan duvar, yandan da bomboş bir arazi(?)ye bakıyorsa teheey ki teheeey. An oluyor ki HAAUHHEUAHU şeklinde bir gülüşü en sessiz ve en derinden kendi içinizde patlayarak yaşıyorsunuz, çünkü nedir, iş yerinde öyle tek başınıza kahkayı koyvermezsiniz. Diyelim ki koydunuz, 3 mili saniyelik tepkime süresine sahip ofis çalışanları tüm öğretim hayatınız boyunca karşlaştığınız ve en nihayet sonunda kurtulduğunuzu sandığınız o nefis klişeyi yapıştırıverirler…”Nooldu? neye güldün?”, esasında bu soru okunduğu gibi yazılmaz, meali; “KOMİK BİR ŞEY VARSA ANLATTA BİZ DE GÜLELİM!”dir. Bu sebepten iş yerinde reflekslere bir olimpiyat oyunları atleti kadar hakim olmanız iş kariyeriniz de pek bir önemlidir efendim. Tüm bu sebeplerden her ne zaman ki “auıhıuhauohao” şeklinde gülerken bir müşteriniz, bir diğer çalışan olsun yanınıza geldi işte o an ŞAKKADANAK içinde bulunduğunuz halet-i ruhiyenizi değiştirmeli, sanki az önce izlediğiniz videodur, okuduğunuz yazıdır hiç varolmamışçasına hayatınıza devam edebilmelisiniz. Zira az önce msnde “naber laaan ….” şeklinde el ense çektiğiniz arkadaşınızın penceresinden dönüp içeriye giren kişiye hoşgeldiniz …rraaam şeklinde bir geçiş gezegenimiz üzerinde ne yazık ki kabul edilebilinemezdir. Tüm bunları alta alta topladığımda da şu sonuca ulaşıyorum; yemişim yazısını, işini, acıktım be!
Yorumlar (6)
Yorumlar (3)

