Şubat, 2009 için Arşiv|Aylık arşiv sayfası
Anekto’d'oh!
Bir nevi anılar ve fikir dalgalanması, brainstorming serisidir bu yazı,
Sene 2006,
Meriç Erkan karete yapar gibi dans edebilen, peluşa taş çıkaracak saçlara sahip bireymiş, yoktan durdan anlamazmış, ne dönemdi ama…
Lale bitkisinin bir şarkıda ilk defa bu kadar ön plana çıktığını gördük;
yakın zamanda bir şarkıya konu olmuştur;
“Pump it! laaaleee, pump it! laaleee…”
Pratik çözüm önerileri;
Pattis, böğrek vb. şeyleri kızartırken genelde tavadan etrafa yağ sıçrar, çözüm basit;
Siz de sıçrayın! Hep daha yükseğe…
Bir de böyle bir olay var tilt oluyorum, neymiş?
Cimri şirket çalışanları, sorunlu garsonlar, dövülesi fast foodcular;
Misal bunlardan Burger King & Mcdonalds’da çalışanları bazen vurmak istiyorum, koca koca menü alıyorum 1 yazıyla bir adet peçete veriyor. yavrum, oğlum ben burda 10 ytl ödemişim, cash, öyle genişim yani. E sen tutmuş bir peçete veriyorsun sonra ben sana somurtuyorum. Hatta mayonez istemezsen koymayan çalışanlara bayılıyorum, “Yaa mayonez sivilce yapıyo hem
DD!” falan diycekler neredeyse. Hatırlarsanız bunların patronları bir ara işi ohalığa vurmuş, verilen ekstra ketçaptan falan para almaya çalışmışlardı, dövdüm.
Star Wars’da ki bazı süper güçleri hayatıma adapte etmek istiyorum, arzuluyum, hevesliyim, planlarım var, lakin şöyle;
mind trick (laftan anlamayanlar için)
push (yolda çemçük aazlı gibi yürüyenler için)
pull(uzaktan kumanda için)
lightning(telefon şarj tutmuyo..)
Bir de Star Wars demişken, Türk Jedi düşündüm bir an, diyalog budur;
-maybe force be with you, dimi ama?
-tabi abicim ne var yani bir deneyelim bakalım..
Bir de hiç unutmam(yalan lan, unutuyorum arada) bir zaman rüyamda şunu gördümdü, bir yerde yürürken bir tvnin önünden geçiyordum ve polisler mahsun kırmızıgül’ü apar topar ekip otosuna bindiriyordu, olay şuymuş; ünlü sanatçı hipnotize edilmiş ve bilinç dışı olarak adam öldürmüş, kendisini hipnotize eden kadına saydırıyordu. Bunun dışında rüyanın devamında recep tayyeep benimle aynı masada oturmuş, beraberce börek falan yiyoruz, güleç güleç muhabbet ediyoruz, sevmişim kendisini falan, he bide tam uyanmadan önce Oscar törenlerinde meshur bayanların taş gibi olanlarından biri bana fena asılmıştı, ama yüzü bulanık isim veremiyorum… Tamam elf’tir, uzay aracıdır, oscardır, erke dönergecidir bunlar kabul edilebilir, mantıklı şeylerde, mahsun, recep falan nedir, imkansız, fantastik dünya dediysek o kadar da değil hani..
Amma yoğunmuş la beynim, kustum bloga, öptüm sizi.. hepinizi değil .__.
Kompozisyon yazmaya da başlayamazdım bir türlü
Lise de ya da orta okulda Türkçe sınavlarında bazen 40 puanlık kısmı böyle kompozisyon falan yaparlardı ki ben acayip sevinirdim zira bir şey bilmeden puan alabildiğim yegane yer idi. Lakin aynı şu an da olduğu gibi başlığı ne yapayım lan ıh mıh derken verilen zamanın yarısını yediğimi bilirim. Sonra kalemin kadranını 250′ye vurdurur beynimi kusardım kağıda. Bir kere olsun, “kalemleri bırakıyoruz” uyarısı ile kalemi bırakacak kadar hazır olabilmiş değildim. Ya “hocam ismimi yazmayı unutmuşum ehe mehe” ya da “yanlış yazmışım onu düzeltiyorum, valla?” diyerek ve hocanın kağıtları öbür sıralardan toplamaya başlamasını umarak yıllarımı geçirdim azizim.
O yüzden hele ki hastalıktan yeni çıktığım, beynimin 3 te 1′inin burnumdan akıp gittiği şu günlerde oturup da yazıya başlık arayacak değilim. Sanıyorum ”anlaamazdıın anlaamaazdııın” şarkısına iş yerimde 559′uncu kez maruz kalışım da ateşimin çıkması ve durmadan akan burnumu silmek uğruna yurdum ormanlarını kurutacak kadar kağıt mamül kullanmama sebebiyet veren bir başka etken. Renkli baskı, 1. kalite hamur selpakla burnunu silen adam, işte o benim.
Son dönemde gördüğüm şudur ki facebook’da bir yutub, bir metacafe, bir akıllı tv oldu çıktı. Birkaç haftadır video paylaşımı coştu site de, her gün en az 7-8 tane video share edilmeye başlandı. Yutubu aramaz oldum, insanların yattı mı kalktı mı, öldü mü kaldı mı, koştu mu coştu mularından sonra artık ne izlediğini de bilir oldum, bir big brother oldum, yaktın beni facebook kazan gibi oldum.
Bir de utangaç balıklar için buzlu cam yapılabilir pekala.
Doymadım yazmaya arkadaş, doymadım elbet ve yine yeni yeniden belerdim karşınızda müşteri yolu gözleyen kapalı çarşı esnafı gibi, pide salonu şef garsonu gibi… Dünyadaki teröriklerin 3′te 2’sini tek başına yere seren Rambo bile doymamış, kamayı çıkarmış koşmuş, suyun içinden van gölü canavarı gibi, crocodylus niloticus gibi(halk arasında nil timsahı diye de bilinir!) çıkmış, erzak dağıtır gibi kurşun dağıtmış doymamış. Başarıdan başarıya koşmuş 10′u bir yerde 9 fiyatına gelen anarşiklerin beline beline vurup kahraman olmamış doymamış da ben nasıl doyayım ey halk söyleyin bana! Rambo 4 kez farklı yerlerde binbir aksiyona girmiş, gözünü budaktan sakınmamış yiğit bir abimizdir. Colt’un tetiğine basmak için, bir pimi daha çekmek için arzu ile şevk ile yanan şu bedeni görün derim; Rambo V Vay anasını ya, vay babam vay ya, Rocky oldu, kelebek gibi uçtu, çeçe sinee gibi soktu doymadı, Rambo 1-2-3-4 oldu, ormanları dar etti, yıktı geçti doymadı, ülkesinde omuzlara alındı doymadı da ben nasıl doyayım sizlere mukaddes halkım, onu geçtim siz bana nasıl doyacaksınz, şaşar kalırım…
Bir de şu nefis çalışmaya göz atın der, zırt diye bitiririm yazıyı, zırt.
Yorumlar (2)
Yorum Yapın

