‘Tasarım’ Kategorisi için Arşiv
Errörüm olur musun?

Hoşgeldiniz!
Tahminen 3 dakika olan, yaşıyınca 30 dakika süren cinsinden bir İsmail YK şarkısına maruz kalmamın ardından sizlere bu yazıyı yazıyorum. Haliyle içinde buldunduğum psikojinin naifliğini anlarsınız diye umuyorum, sürekli olarak dönen sözler hemen hemen şu şekildeydi;
“..perdeleri indir kapıları “örttür?” ateşimi dindir dindir
söndür söndür söndür, lambaları söndür ateşimi söndür söndür” vb.
Yemek yediğim yerde 3 dakika boyunca tam tam dansı misali anlamsız bir ritm ile üstü kapalı(?) bir şekilde, karşısındaki insanı kendisiyle sevişmeye teşvik eden bir ismail yk’dan bahsediyorum ki hazmı hiç kolay değil tahmin edersiniz, yemek boğazımdan geçmedi canını aldımının.
Bu şarkı da bugün önce gözlerime ve beynime inanmamı zorlaştıran bir olayın hemen üstüne gelmişti ki şimdi o olaydan da bahsedeyim, madem buralara kadar gelmişsiniz.
Yaşar Alptekin denen yeni dini bütün, eski seksi(!) manken, genç kızların korkulu rüyası, 80′lerin taytlı kabarık saçlı kızlarını ince ince kesen adamı. Hidayete Eren Adam Yaşar Alptekin, Namazla Yeniden Doğdum adlı kitabı ve tvlerde verdiği doğru yolu bulma mesajları ile ara ara gündemcikler oluşturmuştu.
Yine bu konuşmalarından biri ile ilgili detaylara şurdan bakabilirsiniz diyeceğim ama daha önemlisi şu haberde üstündeki tshirt’e bakın rica ediyorum, tıklat.
“Read Quran Charge Your Iman”
Oh yes! derken beyninizde elektrikler çaktıran bu genç işi tasarımlı tshirtlerin kaynağına da bir arkadaşım sayesinde ulaşmayı başardım. Vietnam savaşı sonrası çiçek çocukların 60′lardan günümüze kadar dalga dalga yaydığı “Make Love, Not War” sloganın “Make Çay. Not War” şeklindeki coverından mı bahsetsem KISA KOLLU BAYAN T-SHIRT’lerinden mi bahsetsem(hani örtünmek temel zorunlulukardan biri ise kısa kollu tşört ile bu kızlar ne yapıyor ki?) bilemedim, bilemiycem.
Söz konusu tshirt/tşört neyse artık, kaynağı olan site ve Türkiye’deki satış ayağına bakabileceğiniz linki de yazının sonuna iliştiriyorum(artık almak istersiniz belki özenip bilemem..) Daha da önemlisi genç dini bütün(biz yarım yamalağız biraz ama kurtarma sınavıyla geçeriz diye umuyorum)yeni nesli, düz kareli gömlekler, sıradan babasının kopyası gibi ölü renklerdeki giyim tarzından ziyade, belki sokakta gördüğü akranlarının tarzına kendi yollarından sapmadan sokabilecek tasarımlar ile yeni bir dalga bu. Arasıra hepimizin şahit olduğu punk-türban, converseli,zincirli asi türban gibi insanı düşündürükçe salak eden tarzlara girmeye çalışarak ilginç bir açılım yapan yeni nesil, ailesi dinci/kapalı/tutucu artık ne derseniz gencolara yeni bir pazar hadi bakalım.
Turkish islamic genç style buradan.
İnternasyonal dini içerikli giyim şuradan.
Bir de bana bir iş yaptırdıktan sonra dönüp bir teşekkür bile etmeyen insanlar emin olsunlar onlara içimden küfrediyorum; şair burada Türk insanının öküzlüğünden dem vuruyor.
Hadi iyi akşamlar.
Tasarıyorum, tasarıyorsun, tasarıyor.
Dizayn ya da gavuristancası, havalı ismiyle design ne güzel bir şey değil midir? Elbette öyledir. Bir saati, buzdolabını, kulaklığı, kıçımızın terleyip yapıştığı sandalyeyi, otomobilin direksiyonunu aklınıza ne geliyorsa hepsi bir tasarım süreci ve hatta küçük tanrıcılık oyununun ürünü. Kendi başınıza materyallere şekil verme, onu yaratma, eldeki malzemeden yepyeni bir ürün ortaya koyma olayı. İster mimari alanında olsun, ister kıçımızdaki boxerda illa bir çaba örneği var, bir ürünü “ahanda budur!” şeklinde anons etme hazzı var. Tabi bazı abudik, aşırma tasarımcıların çakallıklarını, arak ürünlerini, nadide copy/pastelerini denklememizde sıfır olarak kabul ediyoruz ki işler karışmasın. Çok aşırı porofoşyonel düzeyde olmamakla birlikte tasarımla baya cunyorluğumdan beri ilgiliyim, hatta endüstri mühendisliğinin sayısal bölümünden öğrenci aldığını öğrendiğim orta son civarlarına kadar ise bundan 2 kat daha ilgiliydim, hergün bir şeyler çizer, tasarlardım. Ne zaman ki o bölüme girmek için matematik bilmek gerek dediler, orda ağır sövdüm arkadaş. O saatten sonra ne huzur kaldı, ne bir şeyler çizme isteği, rengarenk boya kalemlerim iki gram bir şey çizittirmeden, başka beyaz sayfa yüzü göremeden kuruyup kakıldılar bir kupadan devşirme kalemliğin içinde. Neyse şimdi kuş tüyünden, gotik tarzda İtalya’da yaptırdığım dizayn harikası yatağıma girmeden önce sizinle içimden gelen bu yaşasın tasarım, yaşasın güzel tasarım, yaşasın orjinal fikirler gazıyla yaptığım küçük bir derlemeyi sizlerle paylaşıyorum efendim. Kafanızda şimşek çaktıran derecede orjinal fikirlerle dolu günler, mehtaba karşı şiirsel tadlar dilerim.
Tıkla yavrum.
Dostlar alışverişte görsün
Daha dün annemizin süveterinde coşarken, birden tshirtlü olduk, çayırı çimeni doldurduk, ablak olduk hepimiz, kahrolsun okulumuz! E tabi benim amacım size şarkı söylemek ya da en sevilen dörtlüklerden bir kuple yazmak değil. Burdayım çünkü sizlere böyle alamayın, Türkiye’de bulamayın da içinize otursun tadında tshirt alışveriş siteleri vermek istiyorum. Evet arsız, pis bir insanım. T-shirt nedir; kolları çıplak bırakıp, örttüğü geri kalan kısımda güldürürken düşündürmeye, bakarken hapşırtmaya, okurken şaşırtmaya, başkasında görünce kıskandırmaya, kasada “bi tşört 40 ytl olur muymuş canım?!!” nidaları attırmaya yarayan, bir üst kaplamasıdır. Mesela; tshirt ya da t-shirt veya tşört kelimelerine tıklayınca göreceğiniz, benim gibi dolabında 150 tshirt olsa, yine az yine az diyecek insanlar için çıldır olmanızı sağlayacak şeylerdir. Bir sürü tshirt görün canınız çeksin, hiç birini de alamayın, hevesiniz kursağınızda kalsın, üstüne soğuk su için, buzlu buzlu, oh mis. Bu arada oldu ya o sitelerden sipariş verip kargoyla getirtirseniz adinin de bayağısı, düşüğün de aşşağısı bir insan olduğunuzu ifade etmekten bir saniye olsun kaçınmam. Önce ben gördüm bee!! fırk.
Devir pazarlama devri, ilk önce kendinizi…

Klasik bir başlangıca bu satırlarda yer vermek zorunda hissediyorum kendimi, tvdeki reklam, elinizdeki oyuncak, tabağınızdaki yemek, kıçımızdaki kot, o küçük mouse, altındaki otomobil, artık parayla satılan her şey sonuna kadar pazarlama, sonuna kadar reklam, sonuna kadar yaratıcılık, sonuna kadar farklılık kavramlarını zorluyor diyerek. Her şeyin seri tüketildiği, bir anda patladığı, ateş gibi yandığı, tüm iletişim kanallarının aktive edildiği, gözünüze, kulağınıza, mümkünse burnunuza, elinize, dilinize, belinize ulaşılmaya çalışıldığı tam bir satış teknikleri savaşı var ortada. Birilerinin aklında tutunacaksınız, farklı olacaksınız ki piyasada var olan sürüsüne bereket markanın, çenesine kuvvet reklamlarından, her panodaki afişlerinden, görüntülerinden bir adım ötede olabilesiniz. Çarpıcı olmak sadece bugüne özgün bir kural değil elbette, insan denen seçici geçirgen, ilgisini çeken şeyleri takip eder, alır, tüketir. Artık bundan öteye insan da kendini pazarlamak, fark ettirmek, fırın sepetinde mıncıklanan ekmekler arasından seçilen olabilmek için savaşıyor. Nedir bu savaş? Efendim adı; kariyer savaşları, konusu; kendini iyi tanıtma, farkını ortaya koyma, gözleri boyama, şaşırtmaca ile haberlerde gün gün, hafta hafta dönmekte olan işsizler ordusu tamlamasının bir parçası olmaktan kurtulma hareketlerinin bütünü. Bu savaşta topların patladığı, en çetin, kıvrak zeka istiyen cephe ise iş başvurusu ve cv hazırlama bölümü. Artık bir kağıtta yazan satırlardan çok daha fazlasına ihtiyacınız olduğu bir dönemdesiniz, kendinizi bir marka haline getirmek, iş verenleri sizi para verip almaları konusunda etkilemelisiniz. Herkesten farklılaşan özellikleriniz var ancak gönderdiğiniz cv karşıdakileri ikna etmek için yetmiyor. İş verenlerde, işi almak için kapılara dayananlar da durumun farkında ve bu farkındalık sayesinde, bu piyasa şartlarına iyi adepte olan, rakiplerini gören, diğer kuzucukların arasında kara koyun misali duran, gözünüzü, gönlünüzü çelen işlere imza atanlara değinmek istiyorum. Cvler, video cvler, kendisi hakkında bir gazete formatında cv hazırlayanlar, cvsini origami şekline sokup verenler…Ve bir de kendilerine inanılmaz kartlar tasarlayanlar, yazımın sonunda vereceğim linkte pek çok inanılmaz tasarıma imza atan bu insanların, iş başvurularında ya da işleriyle iglili yaptıkları görüşmelerde karşı tarafın dikkat ve ilgisini şiddetle üstlerine çektiklerinden zerre şüphem bulunmamakta, belki size de bir faydası dokunur, bir ilham olursa ne mutlu bana. Kafalar nasıl olursa olsun sizin kafanız hep açık olsun efendim: itina ederek basınız.
Ayranım yok içmeye, ipod’la giderim sıçmaya

Evet sonunda bunu da yaptılar, hiç bir şeyim eksik kalmadı vallahi. Hani gün geçmiyor ki bir ipod yan ürünü daha çıkmasın, çıkıyor, netekim en sonunda bluetooth vasıtası ile çalma ve ses ayarlarını yapabileceğimiz bir bir yüzük çıkarmış Victor Soto adlı bir tasarımcı. Yüzükte iki güne kadar bir pil ömrü mevcutmuş efendim. Vallahi “One ring rule them all” derlerdi de inanmazdım.
Ayrıca hazır konu ipod’dan açılmışken, ağzımın suyunun kızılırmak’a dökülmesine sebebiyet veren, gözümde pıtrak gibi göz yaşı çıkaran ipod skinleriyle sizi baş başa bırakıyorum; pıt.
Akşam akşam canını istetmeyin insanın

Efendim sizlere nacizane dikkatimi çeken, “geek” sıfatına layık ürünleri tanıtmak, şaşırtırken apıştırmak isterim. Bu resimde ki saat binary sistemiyle yapılmış efendim, üstteki ışıklar saati(8-4-2-şeklinde), alttakiler dakikayı(32-16-8-4-2-1) gösteriyor, saatin kaç olduğunu merak ettiğiniz vakitten, hesaplayana kadar çoktan saatin değişmiş olması ihtimalini göze almaz isek fevkaladenin fevkinde bir eser. Hemen öbür resimde yer alan alet ise Micro Spy Remote adıyla satışa sunulan ve sizi istenmeyen yerlerde Binbir Gece ne bileyim, Gülben Ergenli gecelerden kurtarabilecek yegane bir buluş, bu süpersonik alet Sony, Panasonic, Samsung, Toshiba, Sanyo, Aiwa, Mitsubishi, Philips, JVC, Sharp ve daha bir sürü marka ile uyum sağlayan bir tv kumandası efendim, insanın güç bende artık diye bağırası geliyor vallahi billahi.
Yorumlar (3)
Yorum Yapın
Yorum Yapın

