Archive for the ‘Müzik’ Tag

Gündelik faydasız yaşanmışlık

Çocuğun sesi uzaktan hoş gelir. 5 metreye kadar güzel gelen çocuğun yaklaştıkça sümüklü, salyalı, durmadan soru sorabilen, gereksiz fazla enerjiye sahip, ellenmemesi gereken her şeyi elleyen, ağzına sokan, sokmazsa yere atan, yerdeyse yukarı kaldıran bir canavara dönüşmesi davulun sesi uzaktan ata sözünü haklı kılmıyorsa nedir. İnanın veletler ben de sizi sevmek istiyorum, çok çabalıyorum ama biraz da siz yardımcı olsanız, ha gülüm?..

İnsanların mekana sahip olunca, kendi mekanında çalışan insandan işi daha fazla biliyormuş tribine girmesi, en büyük suçlardan biri sayılsın anlıyor musunuz. Yakında ama çok yakında bana “bence şurdan çekseniz daha güzel olur…” diyen ilk kişinin gözlerinden lens, derisinden çanta ve kılıf yapıcam çünkü, kamuya, halka hizmet olarak, yol olarak sunacam o kişiyi, valla diyorum.

Beta model balığım var, adı Alpha, yediğinin 2 katı sıçıyor, adeta ben gelince kafasını cama yaslayıp bana bakıyor, camdan bir buz koyma kabının içinde yaşıyor, diet yapıyor, genelde vaktini evde geçiriyor ama düzensiz uyuyor, tv izlemiyor, müzik dinliyor. Özünde iyi bir balık anlayacağınız, senden benden normal hiç yoksa…

Bir de insanlar yaratıcı cidden ya, baksana -> bakmalı

Tamam Javier Bardem’dir, Madonna’dır çirkin ama karizmetalik insanlar listesine sokulabilir ama Joaquin Phoenix’i biraz saçma buldum be NTV ve MSNBC.

En kötü 20 albüm kapağı isimli listeyi yollayan bu siteyi bir de Unkapanı’na davet edelim ki dünya kaç bucaklıymış görsünler, öyle kolay değil en dipte olmak, biz emek verdik aslan parçası, bu millet Ümit Beseni piyanosuyla birlikte kolay çıkarmadı göklere! Emeğimizi yedirmeyiz, hödöröö!!

İşte onların listesi;  Gavur işi
İşte bir Türk’ün hepsine bedel albüm kapağı; Hey yavrum hey!

Haber Kaynağını Gör  Canlı Haberleri Gör  falan diye böyle en tepede beliriyor ya artık Facebook’da ona iyice kıl kaptım, 300+ yazıyor misal bir tıklıyorsun, hani filmlerde gelir Orta Çağ’da bir ulak gelir haber getirir ruolu şekli, açılınca ucu yerlere uzanan parşömen gibi, padişahın fermanı gibi saçılıyor ortalara, bütün herşey akıyor, işte onun gibi olacak diye düşünüyorum. Ben sevemedim onu, karışıklaştırmasınlar ortalığı.

Kazı kazan konusunda bitmek tükenmek bitmeyen bir şüphenin esiri oldum heyhat! Bir gün olsun 2 lira’dan öteye bir meblağ kazanamadığım bir para ödüllü organizasyonun ağında senelerdir çırpınır dururum. Artık öğrendim gerçi, şans oyunlarının benimle bir alıp vereceği yok. Gerçi almasına alıyorlar da vermesine vermiyorlar. Bir gün olsun elime toplu sayılabilecek bir para geçmedi şans oyunlarından, çok istedim lan. Yeminle diyorum bak, yarın gideyim kazıyayım o kazanı 40 lira çıksın dönüp arkamı bakar, 1 tane daha kazırsam nolayım. Öyle küçülttüm hedefi. 40 lira lan, nolacak verseniz halbuki, yıllardır böyle bir arada gelir dellenirim, kazırım 50 Krş tamam çek oyna, bir daha 50 Krş, bi daha çek boş, bir daha oyna 1 lira, bir daha çek.. İğrenç bir ümit devir daiminde perişan oldum ağzını kırdıklarım. O ton ton yüzleriyle, “Umut ekmeğin olsun oğul” bakışlı amcaların masum görünüşlerinde kaybettiğim onlarca demir parayı biriktirsem şimdi bir kazak alırdım kendime(ya ne alacaktım o biriktirdiklerimle ev alırdım mı diyecektim, coşmayın hemen), hiç yoktan sıcak tutardı.

Bu arada dünyada 5 farklı siparişi aklında tutabilen bir garson varmış okurlar. Ben de inanmazdım, beni geçtim bilim inanmazdı böyle bir olaya, dünyanın yuvarlak olmayışı kadar şaşırtıcı olan bu olay soğanlı, et, lavaş, sadece domatesli ve tavuklu soğanlı tantuni siparişlerini kağıda yazmadan ileten ve akabinde yine büyük bir başarıdır ki o anda kendisine iletilen siparişe soğansız olsun dendiği halde inatla soğanı çakan ustanın aksine bir bir denileni yapan müşteriyi mesut kılan bir ekip gördüm. Çocuğa baştan da söylediğim gibi siparişi doğru getirdiğinde kendisini tebrik ettim, hörmet ettim, saygıda kusursuzdum. Vay anasını, düşündükçe şaşırıyor insan, böyle kuşlar falan..

Hassizeiyiğünler…

Her yazıda bir başlık bulmaya çalışma mevzusu canımı sıkar oldu.

Merhaba, merhabadan öteye bir ilişkimiz yokmuş gibime geliyor bazen okuyucu. Alınıyorum ister istemez. Beğeniyoruz diyorsunuz, gelip bir yorum yazmıyorsunuz yazılara.  Bakın benim gibi değerler kolay yetişmiyor bugün. Destek olacaksınız ki, benim götüm kalkacak, daha da gazlanacam, bilim için, kültür için daha faydalı eserlere imza atıcam. Bir Orphan Pamuk gibi nobel milyorderi olacam ama ondan daha delikanlı bir insan olup, aldığım parayla sizi kebapçıya da götürecem. Beni daha da çok seveceksiniz falan filan, süreç bu kadar basit. Hadi bakayım.

Bu arada Facebook, Myspace gibi sitelerdeki “Tanıyor olabileceğiniz kişiler” listesinde yazılan isimlerin hiç birini tanımıyor oluşum ?

Pazar gecesi Sipru vasıtasıyla,  Sevilla – Real Madrid maçını izlerken, şöyle bir sözle ekranları başındaki 3-5lerce kişi gibi ben de irkildim… Duymayanlar için Murat Kosova’dan geliyor; “Sevilla, Real Madrid’e Saylonluların Galacticaya saldırdığı gibi saldırıyor.” Oeahaeh

“Ekleme için saol.bi rocker olarak oktavın hoşuma gitti.kız ardaşımla dinleyebileceğim melodiler.” böyle bir yorum okudum, hemen hemen ağlamak üzereyim..

Sürekli ağlayan çocuk sana soruyorum, neden sürekli benimle aynı vagona biniyorsun. Vagonu da geçtim önüme, olmadı yanıma, en kötü arkama oturuyorsun. Oturuyorsun anlıyorum neden ağlıyorsun? Ağlamanı da geçtim neden süreklilik arz ediyorsun! Eller çektirmedi bana çektirdiğin kadar. Toplu taşımaya olan inancımı öldürdün çocuk. Anlıyor musun ulan, göt :(
Bence herkesin kütüphanesinde en az 1 adet hiç okumadığı kitabı vardır.  Valla, iyi bakın, bence var.

Uykuluk müzik diye bir tür varsa bunun temel taşı Audrey olmalıdır. Ha nerden edinirsiniz bilmem, ben tavsiyemi yaparım kaçarım.

Bence twitter blog değil, online kısa mesaj. Varolmak için çok konuşmak durumunda kalıyorsunuz falan. Sürekli linkler uçuşuyor. Ben derdimi anlatamadıktan sonra öyle mini blogmuş falan. Kandırışmalayım birbirimizi.

Neyse yazı burda biter, zira tatlı yedim ama suyum bitti mutfağa gitmem lazım. Hadi KenDinİze Choq İyİ B@qIn Okk€Y???  (dipnot: cidden böyle yazan tipler görürseniz dövün onları olur mu)

Si yu!

Müzik! Daha fazla müzik!

Har har har, içim dışım, ağzım yüzüm müzik! Her yerim mp3, her yerim albüm, her yerim ses, her yerim nota. Üstüm başım sesli harflerle doldu. Duramıyorum anlıyor musunuz duramıyorum, ardı ardına, durmadan yeni müzikleri bilgisayarıma indiregandi. Her sabah evden çıkmadan mp3 playerımdaki yeni klasörünü 3 er 7 şer yeniliyorum. Her geçen gün kulağıma yeni komşular geliyor. Oo siz de mi burdaydınız, haydi yahu pauselamaya mı geldik diyerek başlıyorlar tıngırdamaya.

Emin olun yeni müzikler deryasındaki yolculuğumun nereye gittiği konusunda en ufak bir fikrim yok. Farkında olduğum şey ise ne kadar hızlı olursam olayım orda bir yelerde insanlar süper müzikler yapmaya devam ediyorlar ve hepsine yetişmem mümkün değil. Fekat, lakin, İSTİYORUM LÖYN! Daha bugün iş yerinden birisinden 60gb mp3 arşivi aldım “ehe ehe kesin burdan da yeni bir şeyler çıkar” diye ellerimi ovuşturarak.  Sanki sayısı onbinler ile ölçülmeye başlanan mp3 arşivimde herşey tükenmiş de ben yeni bir derya buldum diye seviniyorum. Yok öyle bir şey, indirdiğim albümlere, tekil şarkılara yetişemiyorum bile. Kabaca bir hesapla birkaç bin şarkı geriden geliyorum. Download klasörüme yanaşan tüm parçalar hızlıca winamp’e boşaltılıyor. İyi parçalar elemelerden geçerek hemen tekrar dinlenmek üzere ikinci sınava kadar bir köşeye alınıyor. İkinci testten de geçenler ertesi gün rıhtımda bekleyen ipod’a binip benimle işe kadar geliyorlar. Afyonun patlatılmasında ki katkılarından dolayı kendilerine teşekkür edildikten sonra en kısa zamanda yeniden dinlenmek üzere dolaba kaldırılıyorlar.

Duramıyorum, a ha bak şu an mp3list durdu mesela durun bir saniye yeni gelenlerden 3-5 bir şey atayım listeye 1 sn…  (Evet cidden durdum ve yeniledim listeyi, ehem geldim) Hiç tv izlemiyor olmam, hemen hemen hiç radyo dinlemiyor olmam da bir şeyi değiştirmiyor. En kötü, çok çaresiz kalırsam, 1-2 ayda bir mtv, billboard, radioeksen listelerini talan edip ismi güzel gelen(evet ciddiyim bugüne kadar bilmediğim gruplar hakkında hangisini çeksem lan şeklinde tereddütte kaldığım zaman hep ismini beğendiğimi çekmişimdir.) parçaları listelemeye başlıyorum. Hele ki geçen gün 6 sene önce tanıştığım güzel arkadaş, çiçeğim arım balım peteğim (ahıauha) SoulSeek’i tekrardan hatırlamam la iyice durdurulamaz bir canavara dönüştüm. Kendileri müzik arama programlarında bir efsanedir. Asla bulamayacağınızı düşündüğünüz bir şarkıyı, hayatınız boyunca ismini duymadığınız yüzlerce grubu burda bulabilirsiniz. Programı kullanan kişilerin paylaşıma açtıkları dosyalar arasında gezinip ismi güzel gelen gruplar arasından istediklerinizi indirebilirsiniz vs. Ne Limewire, ne dağ bayır. Yüce Rabbim senelerdir unuttuğum bu güzel programı istemeden kırdıysam beni affetmesini sağla, searchümü canlandır, downloadlarımı coştur, arşivimi doldur… Türkiye’nin tek düzgün forumu paticik’in müzik sayfalarında doyumsuzca fink atışlarım da cabası, last.fm, gnoosic yardım almadığım yer kalmıyor. Hep daha fazlasını iste sloganının bokunu çıkardım afedersiniz.

Ve böyle müzik delisi bir insan ne tek kelime gitar çalar, ne de ortaöğretim hayatında flüt ile düzgün bir solo atmıştır. Öyle de şeyler. Ha bu arada bedava olarak gelen kombine Rock N Coke biletimi de “gitmiyorum, gidemiyorum” diyerek geri çevirmek zorunda kalmam da benim gibi bir adam için bir cezaların en büyüğü değildir de nedir. Kahrolsun kapitalizmin çarkları! Cumartesi ve pazar günü çalışacak olmam ve 1 ay sonra izin kullanacağımdan ekstra izin alamam sorunsalı yüzünden bir pırodici bir razorlight bir nayn inç nails dinleyememek reva mıdır, yanacaksınız patronlar, hepiniz yanacaksınız lan.

Benim gibi arşiv meraklısı bir insansanız ve ulan ucu kaçtı bunların, isimleri düzenlemek gerek, bir liste tutmak gerek falan şeklinde fikriniz varsa ama henüz bir şey yapmamışsanız,

Collectorz.com Mp3 Collector Pro ya da film, dizi arşivi kasıyorsanız Personal Video Database Movies’i bir yerlerden edinebilirsiniz. Arşivinizdeki filmer için Imdb’den takır takır filmlerin içeriğini, afişini, oyuncu listesi vs detayları masaüzerinde bulabilmek falan bunlar güzel şeyler.

Hm başka ne diyecektim, hah, beemp3.com bu siteyi henüz bilmiyorsanız geç olmadan sömürün derim, arayıp bulamadığınız nice şarkıyı bulmaya yardım eden acil durumlarda can kurtarıcı bir site, kim nasıl yapıyorsa gözlerinden öperim.

Demek ki neymiş;
http://www.slsknet.org/
http://beemp3.com/

Yiyakşamlar efendim.

Albüm albüm üstüne, ritim ritim üstüne

Müzik piyasasının konserler olsun, festivaller olsun, yeni bir takım albüm çıkarmalı hareketler olsun yoğun olduğu şu yaz günlerinde benim de bu konular hakkında edecek iki kelamım olmuş çok mu? Albüm dediğin şey zırt pırt çıkar, kış çıkar, yaz çıkar, arkanı dönsen çıkar, gece uyursun, bir bakarsın çıkar. Fakat beklenen albüm dediğin şeyler az çıkar, öyle her albüm beklenen albüm olmaz, Unkapanı mı yavrum burası? Ne zamandır deneme-yanılma tarzında, bilmediğim grupların albümlerini çekmek ile meşgulken billboard’un sayfasına girerek şöyle bir albümler listesine göz atayım dedim, kim napıyor. Malum yeni ve orjinal bir albüm almak artık halkımızın %90′ı için ütopik bir mevzu, o bakımdan öyle müzik marketlerine(çok da sıkış bir terim bu ya neyse) de bayadır göz gezdirmediydim. Neyse uzun lafın kısası bir dolu güzel albüm çıkmış, e ben zaten bunu biliyordum diye ağız burun çemkirtecekler hiç okumasın yazımı, eşek sıpaları sizi. Bir kere Alanis Morisette bomba gibi geri dönüş yapmış, Flavours Of Entanglement adlı albümünü bolca dinleme fırsatı buldum. Genel olarak başarılı bir albüm ama içinde sadece başarılı kelimesiyle tanımlanmaktan daha fazlasına sahip bir şarkı var ki kendileri “Citizen of the Planet” olarak adlandırılmış. Taş gibi(kalite babında) abladan, taş gibi şarkı olmuş, dinlemeyen kalmasın, zaten bir parçaya keman girdi mi, bir de böyle cuk oturdu mu kendimden geçiyorum, en çok alkışı ben yapıyorum. Bunun dışında “Straitjacket”, “Moratorium” ve “Versions of Violence” gibi çok güzel parçalarla albüm, beni dinleyin, dinletin diye bağırıyor. Ortama damgasını vuran sanırsam hepiniz bildiği Coldplay albümü “Viva La Vida” var birde. Çıkış parçaları Violet Hill zaten pek başarılı, ama benim bahsetmek istediğim grubun soundundaki bariz değişim, evet bildiğimiz Coldplay albümlerinin kesinlikle dışında, kanaatimce Indie sounduna yakınlaşmış, ama genel kanım ve kendi müzik zevkimi baz aldığımda albüm kalite kokuyor evet, snıfff.  Bunun yanında, Weezer “The Red Album”, 3 Doors Down “3 Doors Down”, Disturberd “Indestructible” ve yine beklenen ağır toplardan The Offspring “Rise and Fall Rage and Grace” albümü piyasanın üstlerde yer alan, dikkatimize değmiş albümlerden. Burda ismini yazdığım bu son 4 albümü fazla yorumlayamıyorum, zira sindirecek kadar dinlemedim henüz. Yine de dayanamyıp 3 Doors Down ve The Offspring hakkında, her zaman ki soundlarına yakın tınladılar kulağımda, diyorum ve beynime iyice yerleştirmek adına tekrardan playlistime atıyorum. Müzikli kalın hemi.

Kafa karıştıran 5 şarkı

Bazı şarkılar olur ki insanın kafası karışır, şeşibeş olur, çok sevdim diyemezsiniz, sevdim dersiniz, bayıldım diyemezsiniz, sevmedim diyemezsiniz, kötüleyemez, dönüp kimseye methedemezsiniz. 5 ay çalmasa aklınıza gelmez, çalınca değiştirmezsiniz misal. İşte kiminin çok sevebileceği, kiminin “bu ne lön?” diyebileceği beş şarkıyı listeliycem ya da TRT FM Türkçesi ile; listeleyeceğim. “Bunun nesi var fıstık gibi şarkı” diyene de, “ay kafamı ütüledin” diyene de basarım sopayı, ayrıca neden ay diyorsunuz, kibar mısınız.

aqueduct – hardcore days & softcore nights (The O.C. Soundtrack’te vardı bu)
bonde do role – solta o frango (Nokia reklamlarından birisinde çalardı)
cursive – bloody murderer
dead kennedys – too drunk to fuck
they might be giants – istanbul not constantinople (çok meşhur bu bildiniz siz onu)
Bitmiş.

Kendimi paylaşıma açtım, almaz mısın?


Sevgili günlük…Yok artık…Hehey, sevgili okur, siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım. Kaldı ki yazarken de çok yakınınızda değildim, o yüzden sıkmayın canınızı. Size yapacak bir sürü iş çıkarmaya karar verdim, bir sürü yerli yersiz öneride bulunmayı kendime bir borç bildim. Hazırsanız başlıyorum. Yazla ilgili çok nefis, daha konuşurken bile kendinizden geçiren planlar yapın. Oralara gidin, şunları şunları yapın kafanızda, kim kim nereye gideceğinizi planlayın, incik cincik her detayı getirin aklınıza, hatta o anda kafanıza gelen bir şey yüzünden sümbül gibi olun, yamuk bir tebessüm otursunuz suratınıza. Sonra o planladığınız şeylerin çoğunu yapamayın. Boşverin, zaten gelecekteki planlarınızla ilgili en güzel ve heyecanlı kısımın onların hayalini kurduğunuz ve arkadaşlarınıza anlatırken mutlu kuzucuklar gibi sırıttığınız o anlar, sanki. Havalar ısınmaya başladı (şu son iki gündür yağmur tengrisinin suratımıza tükürmesi gibi yağan su zerrelerini saymazsak), neyse işte çoğunuzun çok sevdiği ice tea, halk arasındaki adı(?) ile buzlu çayı kendi kendinize yapmayı öğrenin; öğreneyim. Sonra şimdi evdeyseniz ve Indie müzik türünde hoşlanıyorsanız Arid adlı gruptan, You are adlı parçaya, neşe içindeyseniz kıpırdak bir şeyler arıyorsanız, Alphabeat’ten, Fascination’a, tam tabiriyle ’smooth’ bir şeyler arayışındaysanız, Yoav – Club thing’e, aa ben bunu bir yerden biliyorum demek istiyorsanız, The Music – Take the long road and walk it’e, ya da Gary Jules – Mad world’e, hemen akabinde hareketli bir kapanış için Tokyo Polis Club’ın, Your english is good bir kulak gezdirin. Hala yemediyseniz sarımsaklı mayonezi deneyin. Yaz geliyor diye paniğe kapılın ve göbeğinize bakın daha da paniğe kapılın, erkek, kız fark etmez, yapın bunu. 10 parmak klavye kullanmayı öğrenin, ama hiçbir zaman onunu birden klavyenin tuşlarına bastırmayın, saf mısınız? Yengeç gibi yan yan yürüyün bir aralık. Birinin arkasından konuşun. Benim değil hepinizin adresi kayıtlı, kulağıma gelirse derinize çimcik atarım, acır. Hadi ben kaçtım, si yu.

Yazarımız sıyırır ve olaylar gelişir…


“Ne sıyırıyor böyle alenen acaba?” şeklinde düşünceleri kafanızdan atmanızı ister vaziyette sizi alçak ve sevecen bir sesle teskin ederim, hemen arkasından ensenize bir şaplak çakarım. Ne de olsa sıyıran benim burda, blog da benim istediğimi yaparım ben. Evet, sıyırdım, sapıttım, elim, ayağım, sırtım, belim, şakaklarım, topuklarım, diri vücudumun tüm eklem ve uzuvlarıyla kendimi müziğe verdim okurum. İnsalığım elden gitti, gecenin 04.00 gibi saatlerinde, kapanmak için çabalayan, vücuttan ayrılmaya çalışan gözlerime, iki büklüm olmuş sırtıma rağmen durmadan durmadan yeni şarkıların peşine düştüm. Ama ben sizi uyarmamış mıydım, tee ilk yazılarımdan birisinde müzikolik bir insan olduğumu söylemiştim, yapmıştım bunu. Last.fm’e giriyorum, smiliarlara bakıyorum, neybırlarımı geziyorum, müzik bloglarına dalıyorum, dönüyorum limewire’ı açıp türlere göre rastgele sörç eyliyorum, gnoosic‘e girip durmadan, tıklaya tıklaya müzik grupları isimleri elde ediyorum, yetmiyor eşin dostun messengerlarında çalan o an ki parçaları takip edip, “bu ne ki bu, güzel mi, yollsana bunu bana len?” gibi aklı-zihni kaybedercesine başkalarının ekmeğine de göz dikiyorum. Dönüyorum bulduğum bir dolu müzik sitelerine girip (misal boomkat, imeem), başka ismi, cismi duyulmamış grupları arıyorum, dinliyorum. Radyo Eksen’in listesini karıştırıyorum, hatta daha popcan siteler olan, Billboard ve Mtv’nin bile listelerine bakıyorum. Delirdim delirdim, daha birini çekip dinlerken, öbür yandan limewire’a last fm’den az önce videosunu izlediğim grubun ismini yazıyorum ama searche basmadan önce, msnden gelen şarkının inmesini bekliyorum ve aynı anda diğer müzik sitesi neden bu kadar yavaş açılıyor diye kızıyorum ben! Yaklaşmayın ya, ya da yaklaşın böyle, fiti fiti gelin, “abi bi şarkı var süpermiş yollim mi :) )) ?” deyin, yapın priminizi, nazarımda o an için en süper insan olun, gözüme sevimli gözükün. Sonra kaybolun ortalıktan, gidip benim bilmediğim süper müzikleri araştırın yaa! N’olursunuz be, biliyorum hala dinlemediğim o kadar çok güzel parça var ki nolur verin isimlerini tek tek, fırat gibi oldu suratım sana yemin olsun ühühüm. bitti ki.

Alt alta, alt alta yazıcam


Kafam kocaman oldu seyirci. Bildiğin böyle şişti, 22.00′ları gösteren saatlerden beri ne yazacağımı netleştirmeye çalıştım, açtım boş sayfayı bakıyorum metrelerce, kız olsanız bu kadar bakmam öyle diyim. Size bilgi şoku yaşatmaya karar verdim bende, toplayamadım kafamı bir türlü dedim “ya bırak ne kasıyorsun, yaz alt alta allasen…”, aynen böyle yazıcam son birkaç gündür aklıma takılan ne varsa, nasılsa bedava.
Mesela şimdi bunu evde denemeyin diye bir klişe vardır, çok acayip bir video izledim bugün, hani Ellen Degeneres diye bir hatun kişisi var bir tv programı yapıyor, hatta e2′de de veriyorlar, neyse bu kadının programına çok acayip bir adam çıktı az sonra linkini de vericem hatta, adam resmen bir sıvı şeyin üzerinde yürüyebileceğimizi gösteriyor acayip bir olay, ama linki taa en altta vericem uyuzluğuna, sonra yazıyı okumadan tıklayıp gidersiniz nankör kediler, pışık.
Sonra bir de şey var, bu Avea şirketi neden benden vergi mi, her neyse artık peşin peşin almıyor da, ilk kontör yüklemede 50 tanesi benim olacak diyor ya, peşin peşin alsana arkadaş ücretini, bugs bunny misin baştan şirin gözüküyorsun, sonra havucumu alıyorsun…altın gibi kalbim var bir şey de diyemiyorum yüzlerine.
Bu ülkede hala kaset satışı olayına çok acayip kafa yorup, çok acayip derecede içinden çıkamayan insanlar var bir de. Bu geçen gün MÜYAP 100 bin satış yaptı diye ödül dağıtıyordu, hani bu satışların 1 milyon civarlarından küçüle küçüle bugünlere geldiğine şahidim fakat takıldığım nokta o değil. Daha geçen haftalarda yanılmıyorsam Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi’de işte albümler neden satmıyor diye koca koca adamlar kafa patlatıyordu. Böyle albüm yapımcıları, şarkıcılar falan, işin içinden adamlar yani. Hayır neyi tartışıyorsunuz ve bu devirde bir çözüm, çıkar yol bulacağınıza nasıl inanıyorsunuz yahu? Yok korsan satışmışta, yok ekonomik problemlermişte…Aloo arkadaşlar, aramızda internetten müzik indirmeyi bilmeyen var mııı? Yok mu…E yok tabi, artık albüm satışı dünyada gerçekten dinlediği sanatçıya değer veren, emeğine saygı duyan, ayrıca albümleri almayı, koleksiyonunu yapmayı seven insanlar ve audiophileler tarafından alınıyor. Dünyanın geri kalan kısmı, özellikle bizim gibi gençlerin de içinde bulunduğu yüksek sayıda insan netten indiriyor şarkıları bilindiği üzere. Ya legal, ya da illegal olarak bir şekilde ediniyorlar. Artık gavurlar, yani Avrupa kıtası ve Amerikanya kaset satışlarının nasıl eskisine döneceğini düşünmeyi keseli yıllar oldu, $0.99 ibareli mp3lere tıklıyorsun çekiyorsun ediniyorsun şarkıları, atıyorsun mp3 çalarına ver elini Ağrı dağının eteği ver elini evreşe yolları. Türkiye’de de ttnet yapıyor bu işi, gerçi bir kere ttnetin kendisi sevimsiz, ismini bile küçük harfle yazıyorum o derece, kim ordan gidip alıyordur bilmem. Yani demem o ki, Mahsun, İbo, Özcan, Alişan, lafım size, aşın bunları ya, ne cdsi, ne kasedi alooo? Cdyi takacak alet mi kaldı ya, yabancı bir grup alacak olsam 30 ytl vercem bir cd’ye, ee sonra, takacak yer yok. Mp3 hacı mp3, bas 320kps mp3leri, yap yerli dev bir arşiv, uygun fiyat, ko satışların g.tüne ya. Hala 100 bine silver, 200 bin satışa platinum ödül verecem diye komik olmayalım. Devir değişti, çelik değişti, ne duruyorsun helva yapsana…
Okudunuz mu bugün gazeteyi? Sonunda MNG’ye turizime katkılarından dolayı devletimiz ödül vermiş. Hani şu tonlarca molozdur, topraktır, ıvır zıvırla denizi kaçak olarak dolduran, cezası neyse veririz deyip, 21.500 ytl’yi bastıran şu harbi delikanlılar. Heh işte kaçak olarak inşaat yapan firmaya, ödül vermiş devletimiz, Aziz Nesin bile inanmazdı sanırım buna.
Şey yapayım bir de, 3-5 tane şarkı falan yazayım, belki legal veya illegal olarak çeker dinlersiniz, kulağınıza bir faydam dokunur; Hellogoodbye – Shimmy shimmy quarter turn, OneRepublic – Someone to save you, Utah Saints – Something good(Van She edit), Ellioth Smith – Waltz 2.
Gelelim en baştaki konuya, işte katı olmayan bir sıvının(?tanıma baksana allasen?) üstünde yürüme videosu, dık.

gözümsünüz, bay.

Gençler müzikle doysun


Şimdi kendimden yola çıkarak konuşuyorum, zira kendi blogum bu benim. Bendeniz biraz çöplük gibi kulağı olan bir insanım. Hemen açıklayayım, demem o ki çok pis müzik dinlerim, durmadan dinlerim, bir sürü türü denerim, yetinmem yeni bir şeyler bulayım diye haşır haşır her yeri tırtıklarım, bak abi böyle bir şey buldum der hemen eşin dostun kulağına da çöreklenirim. Bir müzik türünü dinleyip, sevip o müziğe ait bilmediğim ve güzel olan bir grup, bir sanatçı varsa paniğe kapılırım, hemen arkasından öğrendiğim için sevinir, bütün şarkılarını edinirim. Birine bir şeyleri dinletir, yanımdaysa yüz ifadelerini gıdım gıdım incelerim, msndeyse “X ileti yazıyor” ibaresini tetikte beklerim. Beğenmezse üzülürüm ama asla yıkılmam, “du bi du şunu dene bi..” der içimden kesin beğenir bunu canım, kesin diye geçiririm. Vakti zamanında içimde bulunan bu sevda ile bir müzik sitesinde birkaç ay yazmıştım ve bundan yola çıkarak kendimi tutamayıp son zamanlarda kulağıma çarpan bazı şarkıları tavsiye edip, yazımı noktalamak arzusundayım. Aşağıda bulunan liste benim gibi müzik türlerini sevme ve bütünleştirme algısı yüksek bir insan tarafından hazırlandığından türler arasındaki uçurumlara düşüp kafanızı karıştırmayınız.

malzemeler;

bonobo – scuba, the national – apartment story, against me! – trash unreal, across the universe soundtrack, arcade fire – intervention, justice – phantom pt II, howie day – brace yourself, beirut – carousels, sentenced – end of the road (dağıtmayacaktınız ulan grubu!), the fray – little house

böyle uzar gider bu, kulağınıza sağlık.