Archive for the ‘Siyaset’ Tag

Obama’yı sürsem orama burama!


Ne Obama’ymış arkadaş! Obama aşağı, Obama yukarı! Her derde devaymış, her kapıyı açarmış, ay ne iyi olmuş da seçilmiş. Dünya’ya barış yolu gözükmüş de ıttır zırtırı… Yediler bitirdiler, manşetlerden inmediler, ha beni apartman yöneticisini seçmekten daha fazla etkiledi mi, hayır.  Ha makkeyn gelmiş ha barak, başka tas aynı hamam. Bir yandan dönüp Irak’dan  çekiliyoruz mesajı ver bir yandan gerektiğinde Pakistan’a gireriz de(tarih de veriyorum 02.08.2007)..E brüüüstt, bu ne perhiz bu ne turşu bu ne lan? Ha sanmıyorum ki bir ikinci Bush vakası olsun, ne bileyim en azından Kyoto’yu imzalamayı taahhüt ediyor vs. Çok da tın, ekonomi olmuş diz boyu, global olmuşah global olmuşaah derken şirketleri devletin en üst kademesinde bir karar mercisi haline getiren, bir ara gazı verip bir piyasaları allak bullak eden Amerika aynı Amerika.

Ne Obama ne de Ajdar oğlu Hıbrettin gelse pırıl bir dünya olmayacak evlat ben bilirim. Sene 1968, karlı bir kış akşamı Boston’da evimde oturuyorum, evde de Massachusetts Üniversitesi’nde İlahiyat profesörü Henry Gale var bir de köpeğim Oscar, birden telefon çaldı “hello” dedim karşıdan bir ses bas bas bağırıyor nasıl neşeli böyle, baktım Nixon arıyor, dedim “vay babam nerdesin sen sesin soluğun çıkmıyor hiç..” bilmem ne, dedi oğlum ben başkanlığa aday oluyorum, biliyorum o dönemde esnaf odasındaydı bu dedim iyi abi kaç senedir içindesin işin derken zart lafı böldü “Lan oğlum ABD Başkanlığı diyom lan!” demesiynen ben olur mu olmaz mı ırt zırt bir bağladı beni herif zart ertesi gün bunun bürosundayım, etraf bağrış çağrış, gelenler gidenler parti bayrakları, telefonlar vızır vızır, belki 10 tane 15 tane sekreter var etrafta, sekreterler de sekreter hani, etekler mini diz üstü, cayır cayır yakıyorlar.. Öyle ben ne oldum ne bitti derken oturttu bu beni ofise dedi abi çok acayip işler yapcaz, Rusya’yla barıştırcam halkı, tatlımızı alır gideriz, ordan da Çin’e geçeriz Yao’dur Mao’dur kim varsa görüşür tatlıya bağlarız, gerekirse pirinci de elle yeriz ben bu yola başkoydum bu dünyayı fıstık gibi yer yapcam… Anlatıyor da anlatıyor, yapma oğlum, yedirmezler sana orayı, bu adamlar dinsiz imansızdır işleriş güçleri para dedim, Rusya soğuktur üşütürsün dedim dinletemedim… Gel dedi sen de katıl ekibe, seni de kampanyanın başına oturtayım, “yoook hocam” dedim “orda dur” bana ters, ben kıvıramam, siyaset falan karışık işler… O gün orda bıraktık o muhabbetleri bir çayını daha içip kalktım, elini sıktım yolun açık olsun dedim…Nasıl bir içten dediysem Ocak’da çat bir baktık Richard koca gidi başkan olmuş. Neyse bunu kutlamak için arıyorum, birileri açıyor telefonu kimi arasam bir bahane, yok başkan uçakta, başkan Afrika’da, başkan uyuyor bilmem ne beni yiyorlar sanki, bi sinirlendim buna bir daha da aramadım… Aradan bir 3 yıl geçti geçmedi salonda Yankees – Red Sox maçına bakıyorum, zırr zırr telefon çalıyor, hayırdır dedim kalktım, baktım Nixon, “lan .bne ne oldu da arıyorsun yenge mi sepetledi” saydırdım buna, baktım bunun ses gitmiş, Watergate falan bir şeyler dedi, dedim heralde birine borç taktı bu deyyus… Derken işte baktık bunu sepetlemişler Beyaz Saray’dan, başkanlık falan hak getire, kot-gömlek takılıyor station-wagon var altında, o yanı kahvelerden bir arabayla geldi. Akşam baya surat yaptım, tatlı dilli bir de namuzsuz, alttan girdi üstten çıktı ısındık yine. Ama yatmaya giderken bir tane okkalı vurdum omzuna, oh olsun…

Bu arada burda kısaca harcamak istemezdim ama Dünya haritaları buldum bir yerde te 15. – 16. yy’dan kalma falan, alın bakın dünya ne hale gelmiş görün(?)… Tıklan bu da Osmanlı zamanı Türkiye.

Hadi sağlıcakla kalın, portakal suyu için vitamin olsun.

OhooooOlimpiyatlar

Sevgili dünyamızın en çirkin sanayileşmiş, 7/24 duman altı ülkesi Çin’deki Pekin Olimpiyatları başladı malumunuz. Hava düzelecek mi yoksa sporcular gaz maskesiyle 400 metre engelli mi koşacak acaba diye düşünürken Çinli yetkililer sanayi tesislerinin kapılarına kilidi takarak geçici çözüm ürettiler misafirlerine saolsunlar. Her dakikası bir olay şeklinde geçen, oyunları aldıkları günden, meşalenin geçtiği son kente kadar sürekli protestolarla karşılaşan çekik gencoları ayrıca töt korkusu da sarmış durumda.  Bu çerçevede olimpiyatların düzenleneceği stadların çevresine füze sistemleri yerleştiren yetkililer, Pekin’de bulunan Olimpiyat Stadı’nın çevresine de Hongpi-7 adlı füze savunma sistemlerinden yerleştirmiş. Ohara dediğinizi duyar gibiyim lakin bu kadar da değil, Pekin hükümeti, füze savunma sistemlerinin yanı sıra 100 bin kişilik anti-terör timi dahil 400 bin kişilik bir güçle Pekin Olimpiyatları’nı koruyormuş efendim, sporcularımız huzur içinde depişsinler.  Karınca gibi ürerseniz olacağı bu tabi, 400 bin kişi ne be, bi terleseler sel olur, bir osursalar tufan olur, tsunami olur arkadaş. Tabi adamlar da haklı, heriflere ülkenin en hızlı koşan, kulağına su kaçırmadan en hızlı yüzen, topu en iyi depen adamlarını emanet ediyorsun bak, düşün oyunlar bitince sana şöyle geldiklerini; “Şey..Şimdi biz sizin oyuncuların bir kısmını kaybettik, bazıları da eskisinden biraz daha soluk, gözleri falan hep donuk bakıyor, hiçte konuşmuyorlar ehe he…” şeklinde iade ederlerse adamları olmaz o iş. Zaten bu olimpiyatların bir anı olaysız geçmiyor. Şöyle bir tarihine bakalım hele;
I. Dünya Savaşı sebebiyle 1 kez, 2. Dünya Savaşı sebebiyle ise 2 kez oyunlar iptal edildi. 1968 Mexico City Olimpiyatlarında Atletizmde ABD’li 2 zenci atlet Tommie Smith ve John Carlos, şeref kürsüsünde ABD bayrağı göndere çekilirken, siyah eldivenli yumruklarını havaya kaldırarak ırkçılığı protesto etmiş, takımdan şutlanmışlardı. 1976 Montreal Oyunlarında 20 Afrika ülkesi Yeni Zelanda’yı protesto ederek oyunlardan çekilmişti. 1984 Los Angeles yerleşkesinde Sovyetler Birliği, önceki oyunlarda kendisini boykot eden ABD’ye karşılık verdi ve yeterli güvenlik önlemleri alınmadığı gerekçesiyle oyunlara katılmadı. Doğu blok ülkelerinden sadece Romanya oyunlara katıldı. 1996 Atlanta’da ise Olimpik Park’ta patlayan bomba nedeniyle 1 ABD’li ve 1 de Türk TRT kameramanı yaşamını yitirdi. Ve belki de en fecaat propaganda ise 1936 Berlin’de düzenlenen Olimpiyatlarda olduydu efendim. Almanya’nın lideri olan Adolf Hitler, oyunları sisteminin ve ideolojisinin propagandasını yapmak için kullandı ve gerçekten başarılı olmayı da başardı. Yani sadece günümüzde değil 1900′lü yılların başından beri tüm dünya ülkelerinin esasında spor müsabakaları için toplandığı bu olimpiyat köyleri, uluslararası basının bu kadar geniş çapta bir arada bulunduğu en büyük organizasyonlardan biri olduğundan, bir o kadar da siyasi, askeri yöneticilerin de kendilerini kantılama yeri olmuş. Halbuki o sporcuları bir gazlayıp salacaksın politikacıların, fitnecilerin üstüne, gadanaallah diye 300′deki gibi kaslı kaslı adamlar yardırıverecekler güllelerle, sırıklarla, raketlerle kafalarını kafalarını, bak bir daha bulaşıyorlar mı…Neyse yazımı kapatırken, birkaçta gülünç olay yazayım olimpiyatlarda yaşanmış böylece yazının sonunda herkes PİRİNÇ demiş gibi sırıtsın değil mi efendim, hay hay efendim.
1956 Melbourne-Stockholm Olimpiyatları; Sovyetler Birliği’nin Macaristan’ı işgal etmesi nedeniyle, olimpiyatlar sırasında iki ülkenin sporcuları sutopu maçında, spor mücadelesinden çok birbirleriyle mücadele ettiler. Avustralya yasalarında ülkeye canlı hayvan girişinin yasak olması nedeniyle binicilik yarışları İsveç’in başkenti Stockholm’de yapıldı.
1904 Saint Louis Olimpiyatları; ABD’nin uzaklığı nedeniyle sadece 12 ülke oyunlara katıldı.
1920 Anvers Olimpiyatları; Atletizm 4×4 bayrak yarışında birinci olan ABD’li atlet Morris, madalya töreninin ardından soyunma odasına gitti. Kapı kilitli olduğu için odaya pencereden giren ABD’li atlet, daha sonra hırsız sanılarak mahkemeye götürüldü.
Yaaa, yaa…

Orman gibi olduk maşallah


Başlıyorum… Annemi nasıl öldüreyim diye facebook’ta anket düzenleyen çocuk, Komünistler Çin’e gitsin kafasını değiştirsin diyen ekonomi bakanı, telekulak, böcek adı verilen dinleme aletlerinin satışı legal, kullanmayı yasadışı yapan yasalar, yarışmacıya “Benim tipim şerefsize mi benziyor?” diyen program sunucusu&futbol yorumcusu, alanen kanser olma riski taşıyan Marmara sularının plajlarını halkımıza sunmayı başarı bilen yerel yönetimler, kendisi hakkında kaçıncı davası olduğunu hatırlayamayacağımız, her nedense hiçbirinden suçlanamayan tatlısesli arabesk şarkıcısı, 21 gündür izinsiz, kuralsız, şuursuzca başkentilelere Kızılırmak suyunu içirip, göğsünü gere gere ortaya çıkan belediye başkanı, “Avrupanın en iyisi” ödülünü alan alışveriş merkezine kaçak kat çıkanlar…
Daha lazım mı?
Siz biraz daha bakın etrafa bunlar ve türevlerinden çok var, valla bak. Şaşı bak şaşır oynasan bu kadar şaşıramazsın, bravo lan hepinize.