//
you're reading...
AFDSSAD

Alışveriş yaparken dikkat edilmesi gereken İspanyollar ve bitter çikolata sevdasının getirdikleri

Havalar diyorum, çok açtı, acayip açtı yani, artık o kadar açmaz diye bekledim ama açtı. Ben bunun açması bi yerde biter diye bekledim… Konuya her gün havanın durumundan bahseden, sanki tarlada ekili ürünü olan Trakyalı Salih Amca, Konyalı Mümtaz  gibi telaşa düşen esnaf havasıyla girmem de iyi oldu.

İki gece önce yaşadığım kıtalar arası kültür sentezinden, dünyanın coğrafya haritalarını yeniden çizdirecek ani bir sarsıntıdan sonra buraya yazacaklarımı kafamda toplamam iyice zorlaştı. Sonunda omurilik soğanımdan, beyin loblarımın güneş görmeyen kıvrımlarına kadar(hmm şair burada betimleme yaparken ayıca sıyırıyor) düşünebilen her noktamda, ben nerdeyim sorularının yankılanmasına, sokakta tökezlememe sebep olan olayın başlangıcına inmek için söyle ikili koltuğa uzanırcasına, rahatsız vaziyette uzanıyorum klavyeye. Esasında marketleri severim ama çok fazla da sevmem. Olay marketleri sevme kararımın beynim değil de midem tarafından verildiği dakikalarda yaşandı. Şahsen bakkal katili olarak lanse edilen marketleri seven biriyim ama  bir 3M Migros’u daha çok severim. Lakin 3M Migros’u da bir Carrefour için anında satarım, tam Carrefour’da gezerken birinin çıkıp da bana “Gel abi senle Kanyon’a gidelim” gibi bir laf ettiğinde neler yapabileceğimi varın siz düşünün. Yani anlayacağınız alışveriş yaparken hiç bir zaman güçsüzün yanında olmam, kapitalin köpeği olur, sepeti boş gezene havlarım, öyle yavşaklaşırım. En parlak mekanların, en büyük reyonların, tepe tepe yığılmış ay çiçek yağlarının, boy boy çöp torbalarının, hiç bir zaman pişirmediğim Dr. Öetker(ki kendisinin doktor olup olmaması, bu yavşağın nasıl olup da bu sıfatı aldığı başka bir yazının konusudur) ürünlerin ağız sulandıran çekiciliği ile her zaman toptanın, toptancının destekçisi olmuşumdur. Konuya tekrar döner tekme yaparak yaklaşacak olursam, orta çapta bir markette bu aralar her yerde bulamadığım Nestle’nin bitter gofretini aramak için dolanıyordum. Aniden ve ardı ardına kulaklarıma gelen cümleler beni ortalama bir Ajdar şarkısından 7 kez daha fazla şaşırttı. Benle birlikte içeri girmekte olan bir İspanyol çift var idi. Çiftten adam olanına, İspanyol olduğuna canı gönülden inandıkları Messi diye seslenmeye başlayan kasiyer bir şeylerin ters gideceğinin ilk habercisiydi. Bir an “a, ama o öyle değil…” diye seslenmek isterken, en az onun kadar İspanyol olmayan ve bu sefer sadece Messi ile kesişen kümeleri “golcülük vasfı” olan bir kaç futbolcu ismi daha(bu sefer saç rengi sarı/kumral olma sabit değer kalmak suretiyle) hızlıca adamın market arasındaki bilinen ismleri haline gelmişti. Arjantli Messi lakabıyla anılmaya başlanan İspanyol elemana neden olduğunu bilemediğim bir şekilde İngiliz aksanıyla “Messi, okey” “Yes, beer, ok, banana” gibi yarım kelime-cümleleri patır patır sıralayak konuşmaya çalışan kasiyer ve gecenin ilerleyen saatlerine rağmen onu yalnız bırakmayan market çalışanları ortamı iyice alevlendirmişti. Bir anda bambaşka diyarların kelimelerini, kırk yıldır aynı kabereyi oynayan şen gülüşlü oyuncuların replikleri gibi büyük bir rahatlıkla sarf ede ede, çifte belki de hayatlarının ilk escortlu alışverişini yaşattılar.  Birbiri ardına yaşanan hataları düzeltmeye kalkışsam, dünya futbolun son on yılından, Akdeniz iklimine sahip ülkelerin coğrafi bilgilerine, İngiliz aksanından, İspanyolların kolonileşme sürecine kadar bir tepe bilgiyi adamlara sunmam gerekecekti. O yüzden alışverişimi yapıp gecenin karanlığında eve doğru vıj vıj diye uzaklaşmaya karar vermiştim. Verdiğim bu kararın esasında benim elimde olmadığını anlamama ise tek bir cümle yetti, “Haçan bu İnecöl köfte kaç para?”. Bir anda beynimden vurulmuşa dönmüştüm, kıtaları birbirine bağlayan muhabbetlerin döndüğü ortamda bir anda Karadeniz de bile eşine zor rastlanacak derecede yoğun bir aksanla “Haçan bu İnecöl köfte kaç para?” denmişti. Bu cümleye o kadar hızlı tepki verdim ki boynumun kırılırcasına arkaya dönmesi ve gözlerimin cümlenin sahibini bulmak için tüm marketi taraması yaklaşık yarım saniyede gerçekleşti. Hızım Batman’den, Örümcek Adam’a, Flash’dan, Fast and Furious’un ekibine kadar pek çok süper sonik kahramanı bile kıskandıracak seviyedeydi. Gözlerimle odanın dandik bir scanini yapmayı başardığımda sonuç korkunçtu, aklım çıkacak gibiydi, etrafta bu cümleyi kurması muhtemel olan bir Allah’ın kulunu bulamıyordum. Bir adet Erasmus afişlerine yakışır cinsten İspanyol çift, 4-5 heyecan dolu ve yersiz enerjik market çalışanı, bir metalci, bir adet de metalcinin arkadaşı olduğuna kanaat getirdiğim, metalci olmayan genç dışında mekanda kimsecikler yoktu. Bir an beynimin uykusuzluğun verdiği yükle bana bir oyun ettiğini, az önce yaşadığım çok kültürlü ortama az acılı bir sos eklediğini sanmıştım. Aşağı yukarı 3 sn sonra, beynimin kabahati olmadığını fark etmeme sebep olan cümleyi duydum. Kısalarak kendini yineleyen “Bu İnecöl köfte kaç para?” cümlesinin çıktığı ağzı bu sefer kıskıvrak yakalamıştım. Gerçekten de oydu, metalcili gibi çocuk esasında lazdı. Bir insan nasıl her an Steve Vai’yi aşırı övecekmiş gibi durur hem de “Haçan” diye seslenebilirdi anlayamıyordum. 3 sn’lik kritik göze dik dik bakma eşiğini geçen bakışlarımı, metalci gibiliden laz gibiliye değişen adamın gözlerinden hızlıca çektim. Gecenin 01:30’unda bunca çok kültürü tek potada eritecek adam ben değildim, onu biliyordum. İsterse Kültür Bakanı bununla ilgilensindi. Canımdan can götüren bu sorunu algılamaya çalışacak kişi ben olmayacaktım. Dahası, bunca karışıklığı yaşamama sebebiyet veren Nestle’nin bitter gofretini bulamamış, bir avuntu ile bitter dahi olmayan iki adet Tadelle’nin ederi olan 2 TL’yi içimden gelmeyerek ödeyip marketten ayrılmıştım.Kasiyerlik ile kültür ateşeliğini tek bir potada eriten adama sinsi bir rüyasın demeye çalışan çipil çipil gözlerle bakmış, haliyle adama hiç bir şey ifade etmeden mekandan ayrılmıştım. İşte o günden beri Nestle’yi kuran adamdan kasabada kimse haber almamış, ya, yaa…

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: