//
you're reading...
Uncategorized

Kusursuz kişiliğim nasıl da şahlanıyordu

Dün sabah uyandım ve etrafıma baktım. Asil bir şövalye gibi dikilip beni soğuktan koruyan penceremin yanına gittim, dışarda yağan kara bakarken gözüm ince ince, pencerenin biçimsizliğine takılmaya başlamıştı. Lan esasında hiç de şövalyeye benzemiyordu, neydi lan o öyle adeta, tahtadan şövalye mi olur, bunca yıl ben böyle bir yalanla nasıl yaşamıştım. İki vursam kırılacak gibi şövalye mi olurdu allasen, kimi kimden koruyordun lan sen artis! Adeta beynime dolan bu aydınlanma ve hatta aldatılma karşısında sinirden kuduracak gibi oldum ve perdeyi haşırt diye çekerek pencerenin üstüne örttüm. Artık yalanlara yer yoktu. Pencere seninle sonra ilgileneceğim iblis.

Kızgınlığımı yatıştırmak adına mutfağa yönelmiştim, amacım güzel bir şeyler yiyip, lezzetli bir kahvaltı ile yaşadığım bu kalp kırıcı anları geride bırakmaktı. Güzel kahvaltıyı daha da delirtici bir hale getirmek için taze portakal suyundan faydalanmaya karar vermiştim. Evimizdeki yeni mutfak robotu bu iş için biçilmiş kaftandı, sonuçta o bir robottu ve portakal suyu için en doğru kararları almamda bana yardım eder, desteğini esirgemez, gel abi sen de bir şeyler ye dediğimde, yok abi ben yeni yedim sağol derdi. Demeliydi. Tüm bu aklı selim hayallerimle mutfak robotuna uzanıp bir samuray naifliğiyle ikiye ayırdığım portakallarımı bir bir makinanın önüne dizmiştim. Şimdi sıra robottaydı. Bir süre bekledim. Yaklaşık beşinci dakikada dayanamayarak, “ne bekliyorsun ulan sıksana şunları” diye hiddetli bir şekilde bağırdım mutfak robotuna, Japonsa Japon olsun, Çinliyse Çinliliğini bilsin, tembelliğin sırasımıydı şimdi. Yıllar yılı Asimo’nun bir gösteriye de çıkmayıp, “bugün çalışamam abi benim izin günüm, kusura kalmayın” dediği duyulmuş şeymiydi. Benim robotumun bu tavrı da neyin nesi diye düşüncelerin içinde yüzerken buldum kendimi. Kafamı kaldırıp robotun gözlerinin içine baktım. Fakat o da ne! Lan bunun gözü yok la! Beynimden vurulmuşa döndüm. Lan gözü olmayan robot mu olur. Hemen Arzum’u aradım. İlginç bir şekilde telefonu Türkçe konuşan bir kadın açtı. Yani koskoca robot teknoloji devleri Türkçe bilen tüketici danışmanı bile buluyor ama o çekik gözleri robotun acınası halini göremiyordu, şaşılacak şey. Bir süre hararetle tartıştığım kadın, “Beyfendi o robot lafın gelişi, robot öyle bir şey değil…” diye bir cümle sarfederken ben kendimden geçip bayılmışım. Yarım saat sonra kulağımın dibinde dıt dıt dıt diye bir sesle yerden kalkarken neler yaşadığım aklıma gelince sinirlerim ayrıldıkları yere geri gelip eski düzenlerine geçmişlerdi. Gerçekten çok sinirliydim, büyük sinir vardı. Robot diye yalanlar söylenerek bildiğin dümdüz bir ev aleti satılmıştı, hatta daha da kötüsü bana satılmıştı. Robotun bile robot olmadığı bir dünyada artık neye inanacağımı şaşırmıştım. Fırlayıp salonun masasından kaptığım hesap makinesiyle hızlı hızlı bir kaç işlem yaptıktan sonra “Sen de yalan söylüyorsun! Sen de onlar gibisin!!! Hepiniz aynısınız!” diye bağırarak duvara fırlattım güneş panelli hesap makinemi. Zaten bir kaç hafta önce, ‘la perdeler kapalı içeriden güneş bile gözükmezken bu alet nasıl güneş enerjisiyle şarj oluyor çok enterasan’ diye kendi kendime bilim dünyasını sorgulamıştım. Şimdi anlıyorum ki o da yalandı.

Resmen herkes bana ve benim gibi naif insanlara oyunlar oynuyor, kolay yoldan para kazanmaya çalışıyordu. Hesaba katmadıkları şey ise benim delicesine çalışan kıvrak zekamdı. Kokuşmuş oyunlarını ortaya çıkarmaya yeminler ederek mutfaktan çıkıp odama döndüm. Artık bu gidişe karşı suskun kalmayacaktım. Tepkimi ortaya koymak için en güzel yol internetti şüphesiz. Herkese ulaşabilir, sermaye piyasasının üstümüze çöreklenmiş bu düzenbazlıklarını herkese anlatabilir, kim bilir belki bir kaç gün içerisinde ‘bana inanan bir milyon kişi bulabilirim’dim. Bunu düşünmek bile içimi ısıtmaya yetmişti. Hemen tarayıcımı açıp, Google’a ‘yalanları ifşa etmenin en iyi yolları’ yazıp entera bastım. Çıkan adreslerinden arasında gezinirken bir tanesi dikkatimi çekmişti, sayfaya tıkladığımda gözlerime inanamadım, sevinçten çığlıklar atıyor, göz yaşlarımda boğulmamak için kendimi tutarak, çıkan yazıyı tekrar tekrar okuyordum,

O sayfaya giren 100.000 kişi bendim ve büyük çekilişi kazanmıştım, sonunda şans benim de yüzüme gülmüştü!

Reklamlar

Tartışma

One thought on “Kusursuz kişiliğim nasıl da şahlanıyordu

  1. ahaha. jnm choks datLusun.

    Posted by elifg | 03/02/2012, 11:58 pm

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: