//
you're reading...
Oyun

Bir şeyler, bir şeyler

Son yazımdan bu yana takribi 112 kez sayfamı açmışlığım, 45 kez admin page’e kadar varmışlığım ve yine atmasyon olarak ben diyeyim 17 kez de yeni yazı yaza girmişliğim vardır. Rakamlar değişebilir, değişmeyen şey ise benim dev üşengeçliğim. Beynimdeki her hicrede her daim baki kalacak olan “birazdan yapacağımdır” düşüncesiyle boğuşmamdandır. Şavşank Redemptasyonu gibi esir olduğum o düşünceden görkemli bir finalle çıkıyorum sonunda. Bahanelerin kuruyup kakıldığı noktada adeta kendi kendimi kendi götümden iterek (Anne sen üzülme ben kendi mezarımı kendim kazar kendi duamı kendim okurum.jpeg) yazmaya başlayabildim.

Yazıyı yazarken de bir yandan müzik keşfetme kaynağımın ve dinlediğim içeriğin yönetiminin neredeyse tamamiyle Youtube’un recommendedlarından ve subscribe olduğum bazı değerli şahsiyetlerin seçimlerinden ibaret olduğunu gördüm.  Eskiden Last.fm’e bel bağladığım o akışın yerini bir çok kez farklı sistemlerle doldurmaya çalıştım. Grooveshark, Soundcloud, 8tracks, Spotify’ın da zaman zaman girip çıktığı (ki Spotify’ın arşivi dünyanın en büyük müzik arşivlerinden birisi olmasına rağmen ara ara login olurken VPN’den eşelenmek zorunda kalma zorunluluğu tembel adamı yoruyor, ama sanırım bu aralar haftalık yaptığı ip checki de kalkmış, bir hızlı kontrol edeyim yazıdan sonra) son kılavuz kaptanı Youtube belledik. Her ne kadar son dönemde Youtube’un geçirdiği arayüz evriminden hoşnut kalmamış olsam da, hali hazırda son 1 yıla ait müzik listelerimin tamamını içermesi sebebiyle başka bir yere taşınmaya da ölesiye üşenmekteyim. Yalnız Youtube üzerinde listeme yapmanın en büyük sıkıntısı malum telif hakları sebebiyle zaman zaman listenizdeki şarkıların büyük siyah şapkanın içerisinde kaybolduğuna şahit olmanız. İşin kötü tarafı ben hiçbir zaman listeden eksilen o şarkının hangisi-leri olduğunu asla ve kat’a hatırlayamıyorum. Böyle olunca da neyi dinleyemediğimi bilemeyip delleniyorum. Yutub’un Video Identification Tool ile her saniye poşet poşet gelen videoları kontrol altına almasını sağlayan bu big brother’ı eşelenip benim listemi öldürmese aramızda on numara beş yıldız bir ilişki gelişecek ama gelişemiyor, olamıyor. Sanırım üşenmekten vazgeçip tekrardan Spotify’a dönmem yakındır.

Bu arada VPN demişken, iki adet ücretsiz vpn tavsiyesi yapıp öyle geçeyim, Security Kiss bu ikiliden en beğendiğim, günlük 300 mb kotası var, diğer isim de Tunnel Bear‘da ise sanırım günlük 100 mb kota bulunmakta ama sitede bulunan örnek tweetlerden birisini atarsanız o ay için 1GB’lık kota kazanıyorsunuz. Bu iki alternatifinin Hidemyass’e göre çok daha hızlı çalıştığını söyleyebilirim.

Bu arada senenin en kötü arayüz değişimi yaşayan sosyal paylaşım sitesi rakipsiz, Getglue. Resmen adamlara rahat batmış. Üstelik yeni yüzde hiçbir şekilde oyunlara da check in yapamıyorsunuz (Ya da ben bulamadım diyecem de yok ulan yok işte kürek gibi oldu site). Ama şöyle de bir saçmalık var ki, eski arayüze ŞU adresten girilebiliyor ve yine o arayüzden girdiğiniz zaman arattığınız oyunlar da direk gözüküyor. Çözebilen beri gelsin.

Yeri gelmemişken ekleyeyim, çıbıklan Çin pilavı yiyen adam ilmek kaçırmadan kilim de dokur, ben buna inanıyorum.

Ufuk Uras Vakit gazetesinden köşe almaya mı çalışıyor nedir, leş koktu artık, BU ney hımına… Bir de duyarlı sosyalist taklidi yapmıyor mu, aklımı bırakıyorum.

Bir daha ki yazımın konusu (Ki kendisini bu Çarşamba veya Perşembe’ye kadar yazmış olmayı planlıyorum) ağırlıklı olarak oyunlar üzerine olacak olsa da, genel olarak hypeı yüksek olan AAA sınıfı yapımların tamamının patates çıkması ile oynayacak oyunu bol olan bir yıl geçir(e)medik. Her türlü bayram ve seyranda indirim yaparak oyuncunun cüzdanını boşaltan Steam‘de bu yıl (her ne kadar indirim daha 4 gün sürecek olsa da -son günde bombalayabiliyorlar özellikle) daha hafif yaralar ve sıyrıklarla atlattık, atlattık diye çoğul konuşuyorum çünkü daha önceki Fall indirimlerinden de yararlananlar için almaya değecek indirimli oyun bulmak pek olası değildi, çevremde bu dönemi hiç oyun almadan atlatanlar dahi oldu ki bu bizim gibi indirim döneminde çıldırıp Mango kızına dönüşen oyuncular için adeta bir mucizedir .


Beklenen AAA oyunlar fos çıkınca Indie olarak da bilinen bağımsız developerların, bütçesi küçük, etkisi büyük oyunları pazardan iyi pay topladılar. Zaten Steam’de hem Indie Super Mega Pack hem de ağırlıkla Indie gameler arasından seçilen indirim dalgaları ufak bütçeli şirketlere yaramış gözüküyor.
Son dönemde mutlaka göz atılması gereken bağımsız oyunları community choice, eş dost tavsiyesi ve kendi görüşlerime göre sıralayalım;

Alfabetiksiz olarak;

Natural Selection 2 FPS-RTS (Bu eski babayiğiti hatırlayanlar olacaktır, alyenli fps türünün güzel örneklerinden birisi, zamanında Half Life mod’u olarak çıkıp bugün küçük bir ekip tarafından yeni versiyonuyla aramızda bulunan, bir iki performans sorununu saymazsak eski tadını sürdüren, öldürürken düşündüren leziz bir oyun).

Deadlight Platform-Action, özellikle tasarımı çok hoşuma gitti kendisinin, Post-Apo bir dünyada 1980’lerde Seattle’da ailesini arayan bir adamı oynuyoruz.

Mark of The Ninja – Kendisi aralarından belki de en iddialı olanlarından biri, Metascore’u da 92 meretin, henüz edinmedim ama tadına bakılacak, wishlsit’de bekliyor.

FTL: Faster Than Light – Ben diyim strateji sen de simulasyon, bunu da çok övdüler, değişik bir 2D.

Ve bunların dışında benim en fazla zaman harcadığım ikisi, Diablo 3’den çok daha düşük bütçeli ve çok daha eğlenceli bir Hack n Slash olan ve Diablo 2’yi yapan ve sonrasında şirketten ayrılan Blizzard North ekibinden gençlerin yarattığı Torchlight 2 (ki kendileri dün Facebook’dan 1 milyon satışı geçtiklerini açıkladılar) ve aksiyon-strateji-tower defense konseptinin güzel bir birleşimi olan Orcs Must Die 2. Zaten yanlarındaki 2 rakamlarından da kafanızın basacağı üzere ikisi de devam oyunları, ikisi de var olanın üstüne koyarak ilk oyunun başarısının ekmeğini yemek yerine (Bakınız giderek sıçan COD, AC, NFS ve ME serileri) serinin üstüne koyan güzel oyunlar. Sene içinde gelen AAA ve f2p oyunların eleştirilerini öbür yazıya bırakıyorum.

Bakın bu hali bile sevimli değil, öyle bir adam Aykut Kocaman –> http://theuglydance.com/?v=tvjvxouuqn

Yalnız instagram yeni kullanıcı sözleşmesine geçtiğinden beri Instagram’da bir şey paylaşmıyorum. Adeta duyarlı gibiyim, adeta kişisel hakların bir savunucusu gibiyim. Tamamiyle tesadüf arkadaşlar, manken miyim, mayokinili fotoğrafım mı var, neyi saklayayım kardo allaanı seversen.

Son 20 yılın en iyi şarkılar-albümleri listeleri var ya, hah onların tamamı yalan, yarak gibi listeler. Ama insan en sevdiği grubu o listenin tepesinde görünce sanki para bulmuş gibi seviniyor he mi? Sevinmeyin.

İsa’nın doğumunu kutlandığı günde sen 00:00’da namaz kılıp neyi protesto ediyorsun kulağına değdirdiğim? İşte ibretlik ve gerçek bir “şekilsin ya hımınaa” adamı.

Şiyirsel gibi, romantik gibi cümle, 2012’den geriye kalan bir küçük notaydı şimdi;

Bugün için Dı End, kesin olarak düzenli yazmaya döndüm, daha da geri gidersem itelesinler boruma, o kadar da net konuşuyorum. Klavyeme kuvvet kardolar, bunu okuyan sizlerden de ARO, HERKESE O ŞEKİL 2013’LER!

Reklamlar

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: